| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

programlar

yeni çıkan oyunlar,yeni çıkan programlar,son sürüm,oyun indir,pc,program indir,bedava program

Ana Sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki | sonraki >
Yazılar

Codename Panzers: Cold War demosu

cpcwmpdemo

Geçtiğimiz ay tek kişilik demo haberini verdiğimiz 2. Dünya Savaşı konulu strateji oyunu Codename Panzers: Cold War için bu sefer sadece çokluoyuncu (multiplayer) desteği bulunan yeni bir demo daha yayınlandı. İnternet veya yerel ağ üzerinden, Islands of Hope isimli haritada radar ve radyo istasyonları gibi stratejik noktaları ele geçirip bir arkadaşınıza karşı mücadele edebileceğiniz demoyu indirmek için aşağıdaki linklerden birine tıklamanız yeterli.

Codename Panzers: Cold War - MP Demo (498MB)
Alternatif Link

NFS'de değişim rüzgarları

Electronic Arts son oyunlarla işlerin pek yolunda gitmediğini artık anlamış olacak ki, Need for Speed serisini yapımcı Black Box'ın elinden alarak GTR2 ve GT Legends gibi başarılı yarış oyunlarında emeği geçen Slightly Mad Studios'a teslim etti.

.gallery { margin: auto; } .gallery-item { float: left; margin-top: 10px; text-align: center; width: 33%; } .gallery img { border: 2px solid #cfcfcf; } .gallery-caption { margin-left: 0; }

Arcade sürüş tarzının realistik hale getirilmesi, her zaman beklediğimiz hasar modellemesi ve Porsche Unleashed'dan bu yana hiçbir oyuna eklenmeyen kokpit kameranın da oyunda yer alacağının açıklanması yeni NFS için köklü değişikliklere gidildiğinin müjdesini veriyor. Yorum yapmak gerekirse, özellikle Race Driver: GRID'in kazandığı başarı bu kararların alınmasında etkili olmuş gibi gözükmekte. Need for Speed: Shift bu senenin sonlarına doğru PC, PlayStation 3, PSP ve Xbox 360 için piyasaya sürülecek.

Electronic Arts'ın Motor City Online'dan bu yana gelen en yenilikçi projesi ise Need for Speed: World Online… Geçtiğimiz ay duyurusu yapılan ve PC kullanıcıları için ücretsiz dağıtılacağı belirtilen oyunda yarışçılar, NFS tarihinde sunulmuş olan araçları kullanıp internet üzerinden birbirlerine karşı mücadele edebilecekler. İlk aşamada, yaz aylarında yalnızca Uzakdoğu'lu oyuncuları kapsaması bekleniyor.

Ve son olarak Need for Speed NITRO, ismi henüz tam kesinleşmese de EA'nın Nintendo Wii ve DS platformlarını hedeflediği ayrı bir oyun. Pekçok yenilikle gelecek olan NITRO, kullanıcılara tamamı kişiselleştirilebilir zengin bir araç kataloğu sunacak.

 

DirectX 10 isteyen oyun: Stormrise

Stormrise

Total War serisinin yapımcısı The Creative Assembly'ın PC, PS3 ve Xbox 360 platformları için geliştirdiği gerçek zamanlı strateji oyunu Stormrise’ın PC versiyonu Windows Vista’ya gereksinim duyacak. Yani DirectX 10 destekli ekran kartınız ve Vista işletim sisteminiz olmadan, oyun motoru tamamıyla en son DirectX üzerine inşa edilmiş olan bu oyunu oynayamayacaksınız. Stormrise'ın Avrupa çıkış tarihi 27 Mart olarak belirtiliyor

Motorstorm: Pacific Rift

Motorstorm Pacific RiftYarış oyunlarından beklentimin çoğu kişiye oranla farklı olduğunu gördüm geçenlerde.

 Acaba ben yarış oyunlarını sevmiyor muyum diye sordum kendi kendime. Sonra biraz durdum, gözlerimi kapattım ve geçmişten bugüne sevdiğim yarış oyunlarını hatırlamaya çalıştım. İlk olarak aklıma Lotus geldi. Deliler gibi oynadığım, başından kalkamadığım yegane yarış oyunu. Biraz daha ilerleyince Carmageddon belirdi birden gözlerimin önünde. Üstelik sadece gözlerimin önüne gelmedi kulağıma da inceden insan çığlıkları fısıldadı. Bu kadar vahşet dolu bir oyunu bu kadar heyecanla hatırlamak enteresan olsa gerek elbette. Sonra dedim yahu amma geriye gittik gelelim biraz bu günlere. Bütün heybetiyle Burnout serisi parladı beynimde. Dünden bugüne bütün serilerini zevkle oynatmayı başarmış, gözümde efsane olan yarış oyun serisi. Ağzımın suyu dudağımın kenarından akmaya başlamıştı ki Pure geldi bu kez. Nasıl heyecanla ve severek oynadığımı hatırladım. Sonra oturdum ve düşündüm. Yahu demek ki ben yarış oyunlarını seviyorum. Sanırım bir yarış oyununu oynayabilmem için birincil faktör eğlence olmalı şahsım adına. Modifiyedir, yol tutuştur pek anlamam ben. Eğlendiriyorsa güzeldir. İşte bu nedenle tam bana göre olan bir oyunu tuttum yakasından ve silkeledim. Ceplerinden neler düşmüş hep beraber bakalım..

 

 

 

 

 

Motorstorm Pacific Rift 1Yaklaşık 1.5 sene sonra Motorstorm bizleri Pacific Rift uzantısı ile tekrar selamlıyor. İlk oyunun motorunu kullanan ama bunu geliştirmeyi başarmış bir devam oyunu var karşımızda. Evolution Studios ilk oyunda oldukça iyi iş çıkarttığı pek çok konuda dahi bir adım öteye gitmeyi başarabilmiş. İlk olarak oyunun geçtiği bölge değişiyor ki bu oldukça önemli aslında. Kendi halinde ıssız ıssız duran gariban bir adaya helikopterler ile doğanın en büyük düşmanı olan insanlar geliyor oyunun başında. Motorstorm festivali için adayı devasa bir yarış pistine dönüştüren organizatörler, adanın zor şartlarından kurtulmak yerine onları yarışın bir parçası haline getiriyorlar. Ada, insanı zorlamak için gerekli her şeye sahip açıkçası. Akarsular ve su birikintilerine sahip, yüksek yüksek tepeler desen burada, yeşilin en güzel tonlarını barındıran ormanlar eksik kalmamış ha bir de neredeyse unutuyordum volkanik olarak aktif. Çok lazımmış gibi.

Hava, su, toprak, ateş (ne o? Tahta esprisini yapacağımı mı sandınız? Peh çok klişe) olarak ayrılan bu temalar isimlerinin hakkını oldukça veriyor. Hava temasına sahip yarışlar genelde dağların tepesinde, havadar, okyanus manzaralı yerlerde yapılıyor. Etrafa serpiştirilen rampalar ile hava kalitesini ciğerlerinizde hissetmeniz olası. Her temanın insanı yarış dışı bırakan kendine has bir özelliği var ve hava temasının özelliği uçurumları. Toprak temalı yarışlar sadece isim olarak toprak aslında. Çünkü muhatap olduğumuz şey genelde çamur. Ormanlık alana indiğimiz bu yarışlarda bol bol yeşillik görürken çamurla bayağı bir savaşacağız.

tema altında 16 yarış olmak üzere toplamda 64 yarış mevcut ki burada oldukça güzel hazırlanmış pistlerden bahsediyoruz. Bu nedenle bu sayı son derece yeterli. Pistler demişken hazır onlardan da bahsedelim. Bitiş noktasına giderken oldukça fazla sayıda yol seçeneği sunuyor bize oyun. Öyle ki son sürat giderken yol birden üçe ayrılıyor ve siz hangisine gireyim diye düşünürken tek gördüğünüz şey arabanızın parçalara ayrılışı oluyor. Burada oyunun ilk eksisinden bahsetmek gerekli sanıyorum. İzleyeceğimiz yolu seçmek çok kolay değil oyunda. Ayırt edemiyoruz ve çok sık kaza yapıyoruz. Bu durumu aşmanın en iyi yolu bütün pistleri ezberlemek sanıyorum (ezberci eğitime karşıyız efendim).

Festival kısmında ki yarışlar çeşitli bölümlere ayrılmış. Oyunun başında her tema için 2 yarış açık iken yarışları kazandıkça kazandığımız puanlarla yeni yarışları açıyoruz. İlk üçe girdiğimizde puan aldığımız (100-75-50) yarışlara bazen ufak dokunuşlar yapıyor oyun. Örneğin bazı yarışlarda diyor ki eğer en fazla 3 kez parçalarsan arabayı veya 2.30 dakikada bitirebilirsen bonus kazanırsın gibi ekstralar. 

The Lord of the Rings Conquest

The Lord of the Rings ConquestBu yazıma Yüzüklerin Efendisi'nin ve Profesör Tolkien'in edebiyat dünyasındaki yerini anlatacak birkaç satırla başlamak istiyordum. Ancak Lord of the Rings Conquest ile birlikte bu önemli bilgilerin yan yana durması anlamsız olacaktı. Bir kez daha ne bekliyorduk ne bulduk oyunlarından biriyle karşı karşıyayız. Ama hemen gözünüz korkmasın, oynayanlar Gollum olmuyor belki ama sinirden Gölge Diyarlarına geçebiliyor. Biraz geçmişi hatırlarsak Pandemic firması, Star Wars için Battlefield'den esinleme iki oyun yapmıştı. Bu oyunlar multiplayer (çoklu oyuncu) tabanlıydı ama aynı zamanda hem oyunu öğretme hem de fanatikleri tatmin etmek için ilginç singleplayer (tekli oyuncu) bölümlerine sahipti. Özellikle firmanın ilk Battlefront sonrası, eleştirilere kulak açıp ve dersine iyi çalışıp geliştirdiği Battlefront 2 örneği az rastlanır şekilde, ilkinden daha iyi olan devam oyunları arasında yer aldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The Lord of the Rings Conquest 1Çok iyi örnekler olsa da genelde pazarlama mantığı yüzünden kötü gözüküyorlar. Conquest'in adı ilk açıklandığı zaman eminim her Yüzüklerin Efendisi sever heyecanlanmıştır. Çünkü tamamı savaşlar üzerine kurulu bir eseri ünlü Battlefield motoruyla oynamak müthiş bir tecrübe olacaktı. Ancak yanlış stratejiler yüzünden, sadece acı bir tecrübe oldu. Peki oyunu bu kadar can sıkıcı yapan şey nedir? Tabii ki eksiklikleri ve bu evreni oyuna uyarlarken çıkacak sorunları yeterince pratik çözümler bulamamaları. Sanırım şoka girmemeniz için yeterince ön hazırlık yaptım. Oyun gayet etkileyici bir reklam logosuyla başlıyor. Pandemic kendisi için kısa ama gayet dinamik ve eğlenceli bir video hazırlamış. Hata bu videoyla uğraşmaktan oyuna vakit ayıramamışlar mı diye düşündüm. Bu reklamlar bittikten sonra müthiş bir giriş ekranı bizi bekliyor. Hafif sisli bir ortam içerisinde taşa saplanmış Anduril ve onun üzerine zincirle aşağıya sarkan Tek Yüzük. Her iki tarafında en büyük simgeleri olan bu eşyalar beklentileri daha da artırıyor. 

Siren Blood Curse

Siren Blood CurseKorku türünde kaliteli yapıt vermek her yapımcının harcı değildir. Yaptığın oyunun, filmin diğer türlerden ayrılması için araya keskin bir sınır çizmen gerekir. Normalde elinde silah zombilerle savaştığın bir oyunun/filmin aynı savaşı insanlara karşı verdiğin bir yapımdan aksiyon yönünden pek bir farkı yoktur. O yapımı korku oyunu/filmi yapan da zaten aksiyon yönü değil izleyicide/oyuncuda uyandırdığı hissiyattır. Yapımcılar bu korku hissini verebilmek için bir çok karanlık, müzik gibi duygular üzerinde tetikleyici rol oynayan bir çok unsuru kullanırlar. Eserin kalitesi aksiyondan ziyade bu unsurların kullanımında gösterilen maharete bağlıdır. Her şey bittiğinde ortaya çıkan eser insanı içine çekebilmeli, insanın damarlarında gerilimin dolaştığı hissini verebilmeli. Uzunca bir giriş yazısından sonra incelememize başlayalım bakalım Siren Blood Curse beklentilerimizin ne kadarını karşılayabiliyor.

Siren PS2'den aşina olduğumuz bir korku oyunu serisi. Serinin yeni yüzü Blood Curse PS Store'da dizi mantığıyla sırasıyla on iki bölüm olarak yayınlanmıştı. İncelediğim blu-ray disk versiyonu da bu bölümlerin bir araya getirilmiş hali.

 

 

 

 

 

Siren Blood Curse 1Blood Curse, Hanuda isimli köyde meydana gelen esrarengiz olayları konu alıyor. Senaryo Japon korku filmlerinde çokça rastladığımız, oyunlarda da kullanıldığı vaki olan dünyadan kopuk köy, orada yaşayan farklı yaşam formları, yapılan insan kurban etme ayinleri ve buraya yolu düşen yabancıların başından geçen olaylar ekseninde geçiyor. Oyun boyunca köyde çekim yapmaya gelen televizyoncular, olayları araştırmaya gelen haberci gibi bir şekilde köye yolu düşen insanlardan oluşan geniş bir ekibi senaryonun akış sırasına göre yönetiyoruz. Bölümden bölüme farklı karakterleri yönetmek, karakterlerin birbirleriyle karşılaşmaları, ayrı düşmeleri, karakterler arası ilişkiler ağı oyuna tam bir dizi havası vermiş. Üzerine bölüm başlarında yayınlanan önceki bölümün tekrar videolarını ve bölüm sonlarında görülen sonraki bölüm fragmanlarını ekleyince oynarken kendimi bir dizinin bölümlerini peş peşe izlerken olduğu gibi hissettim. Ara videolar da özenle hazırlanmış. Oyunun bu özellikleri sinema severler için de cezbedici.

Oyun neredeyse tamamen karanlık bir atmosferde geçiyor. Korkunun en önemli unsuru olan karanlık iyi kullanılmış. Dağlık arazide ormanlar içerisinde yer alan gizemli köy, madenler çok güzel tasarlanmış. Yer yer kaplamalardaki düşük çözünürlük göze batıyor. Binalar senaryo olarak da Siren ile benzerlikler taşıyan Fatal Frame serisindekilere benziyor. Genel olarak mekan ve yaratık tasarımları bir korku oyunu için gayet uygun. Ekranda Silent Hill 4'dekine benzer bir karıncalanma efekti var. Oyunda diğer karakterlerin ve yaratıkların gözünden etrafı seyredebilmek gibi bir özelliğe sahibiz. Bu özelliği kullanırken ekran ikiye bölünüyor, karıncalanma daha da artıyor. Bu efektler verilmek istenen korku hissini kuvvetlendiriyor.


Çoğunluğu uzakdoğu ezgileri taşıyan müzikler ortamı tamamlıyor. Yaratık sesleri olması gerektiği gibi, insanı ürpertecek cinsten. Yağmur sesi gibi çevreden gelen sesler çok gerçekçi. Özellikle seslerin mekan değiştirdikçe uzaklığa göre değişmesi iyi ayarlanmış. Yağmur altında ilerlerken kapalı bir yere girince sesler gerçek hayatta olduğu gibi daha farklı duyuluyor. Sesler oyunun artı hanesine yazılması gereken önemli yönlerinden. 

Saints Row 2

Saints Row 2Gözlerimizi son oyunun finalindeki patlamadan dolayı tutuklanmış ve bandajlar içerisinde hastanede tutuklu tedavimiz yavaştan tamamlanırken açıyoruz. Patlamanın üzerinden henüz birkaç hafta geçmesine rağmen yan yataktaki Baba, müthiş bir planım var! Haydi kaçalım! cümleleriyle her kaçış sahnesinde gaz verici eleman rolüyle yer alan kardeşimizden çetemizin ve şehrin artık kontrolümüz altında olmadığını öğreniyoruz. Onlarca polisi hiçe sayarak tek tek indiriyor, kaçarken de kolay kolay ölmüyor ve elimizi kolumuzu sallayarak kendimizi şehrin göbeğinde buluyoruz. Yeniden çetemizi kurma ve Stilwater şehrini tekrar kontrol altına alma planlarımız doğrultusunda kentin sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Hikâyemiz görüleceği üzere öyle pek de derin değil. Nitekim belalı zencilerin arasında Canın cehenneme adamım! diyaloglarıyla ilerleyen bir oyunda derin bir senaryo aramak da yersiz olacaktır. Aksiyon dorukta, derinlik diplerde, katliam hat safhada bir oyun arayışındaysanız Saints Row 2 sizleri bekliyor.

Oyunun öncelikle herkesin kafasında olan GTA dan farkları kısmını eleyerek objektif biçimde tanıtımını yapma niyetindeyim. GTA ile benzerliklerine ve farklarına incelemenin sonraki bölümlerinde yer vereceğim. Senaryodan bahsettiğimize göre oyunda neler yapabileceğimize şöyle bir değinelim:

Ben kimim?

Evet, kim olduğumuza kendimiz karar veriyoruz. Tenimizden aksanımıza, tipimize, yürüme şeklimizde kadar birçok seçenek bizleri bekliyor. Çok beğendiğim bir ayrıntı oldu.

 

 

 

Saints Row 2 1Saints Row II: Lord of Destruction

Katliamın, kaosun doruklarına çıkabiliyoruz. Zaten polis kardeşlerimiz tahminimce maaşlarının düşüklüğünden isyan etmişler ki ölmek için bahane arıyorlar. Karşınızda oyunu ne kadar zorlaştırsanız da yapay geri-zekâlılıklarını konuşturmayı ihmal etmiyorlar. Şehrin insanları da araba önlerine atlama ve araba çarpınca fırlama konusunda eğitim almışlar belli ki. Labut gibi saçılan insanlara bolca rastlamak mümkün. Bu aşamada silahlara da değinirsek; oldukça etkili olduklarını söyleyebiliriz. Evet, hepsi etkili çünkü hedefler etkisiz. Oyun zorluğunu sona getirdiğimde Boss dediğimiz özel hedeflerin bile normal insan olmaktan öteye gidememiş, yeteneklerini karı, kız ve kumar alanında kullanmış canlılar olduklarını gördüm. İsterseniz (abartmıyorum) tüm oyunu sadece tabanca ile rahatlıkla bitirebilirsiniz. Biraz kasarsanız beysbol sopasıyla da biter. Büyük çaplı silahlar ve bombalar da mevcut ama sadece görev gereği ya da fantezi amaçlı kullanıyorsunuz bunları. Görev demişken, oyunu tamamen yermememiz gereken bir noktadan bahsedelim. Katliam temalı yan görevlere mutlaka göz atmanızı öneriyorum çünkü GTA 2 deki  renzy görevlerinden beri katliam temalı görevlerden bu denli zevk almamıştım. Hani tüm oyunu es geçip katliam yapacak yan görev aramaya koyulası geliyor insanın. Hedeflerin zayıflığı ve şehrin katliama aç olması nedeniyle güzel patlamalar, büyük çaplı katliamlar gerçekleştirebiliyorsunuz. 

Resident Evil 5

Resident Evil 5Resident Evil 4'ün çıkış tarihinden itibaren bu güne kadar gösterdiği başarı ve aldığı takdirin bir sonucu olarak tanımlayabileceğimiz Resident Evil 5'in demosu geçtiğimiz günlerde görücüye çıktı. 4. Oyundan aldıkları ilham ile geliştirilen ve serinin takipçilerini 'acaba çok mu benzeyecek yoksa daha iyisi mi olacak?' soruları arasında bırakan Capcom, bu seferlik paçayı yırttı gibi. Ama bir sonraki Resident Evil'da bu kadar kredileri bulunmayacak.

Sıcak ülkenin sıcak insanları

Seriden çok iyi tanıdığımız Chris Redfield'ın, orijinal Resident Evil'dan 10 sene sonra, Afrika'da meydana gelen olayları incelemesi için gönderildiği görevi konu alıyor yeni oyunumuz. Yanımızdaki melez hatun Sheva Alamora ile kendinden geçmiş ve öldürmeye programlanmış zombiler arasında, bize verilen tek görevi yerine getirmeye çalışıyoruz; Hayatta kalmak. Yalnız, Redfield'a sağlanan imkanlar ve metrekareye düşen zombi sayısını hesaba kattığımızda, işler tahmin ettiğimizden de zor ve karın ağrısı içinde gerçekleşiyor.

 

 

 

 

 

Resident Evil 51Resident Evil 5, gerek kamera açısı, gerekse kontroller açısından abisi 4. oyun ile neredeyse aynı. Sizi hızlı bir şekilde aksiyona zorlasa da, alışık olan oyuncular ortama hemen uyum sağlayacaklardır. Yeni hikaye ile birlikte gelen yeni eklentiler ise ön yargı dolu takipçileri biraz sıkabilir. Öncelikle eşya (inventory) sistemi artık gerçek zamanlı işliyor. Serinin ayrılmaz bir parçası olan oyunu durdurup, karakter üzerindeki değişiklikleri yapma imkanı artık yok. Y tuşu ile ekrana gelen çantamızda, kullanmak istediğimizi seçiyoruz. Sırtımıza atlamaya hevesli onlarca zombi arasında bunu yapmak, göründüğü kadar kolay değil ne yazık ki,. Bunu kolaylaştıran etken ise D Pad�in hızlı silah/eşya seçimi için atanabiliyor olması. Yani ok tuşları ile çantamıza girmeden, istediklerimiz arasında geçiş yapabiliyoruz.

Silah kullanımı da aynı şekilde korunmuş. LT ile nişan alırken, RT ile ateş ediyor ve bir gözümüzü mermi sayısından hiç ayırmıyoruz. Çünkü şarjör değişimini unuttuğumuz anda, her taraftan zombi saldırısa uğramak mümkün. Hareket ederek ateş etme imkanı olmadığı için, bir parmağımızın, sırtımızdaki ufak(!) çakıyı sevgili zombilere sunan LB tuşunda olmasında da büyük fayda var. Bayılan veya sersemleyen zombileri ise son bir hamle ile yere sermek veya karınlarına vurduğumuz sağlam bir yumruk ile halletmek elimizde.

Capcom'un sunduğu bir diğer yenilik ise partnerimiz. Hikayeye nasıl dahil olduğunu şu an için bilmediğimiz Sheva Alamora, tüm oyun boyunca yanımızda bulunacak. Birçok oyunda göstermelik bulunan bu özellik, Resident Evil 5'de çok başarılı oturtulmuş. Alamora, sizinle gerçek zamanlı olarak mermi/sağlık paylaşıyor, yapmanız gereken şeyler için (şarjör değiştir gibi) sizi uyarabiliyor, ayrıca karakter kontrolünü kaybettiğinizde, sizi elinden geldiğince hızlı bir şekilde kurtarıyor. Tüm bu yapılanları, siz de aynı şekilde Sheva üzerinde uygulayabiliyorsunuz. Onu kurtarmak, mermi/sağlık paketi ya da silah paylaşmak elinizde. Yapay zekanın başarılı olarak işlediğini görsek de, Co-op�un verdiği tat başka tabii ki. O yüzden, imkanınız var ise Online Co-op, en azından Split Screen Offline Co-op oynamanızı öneririm. (Evet, hepsi demoda mevcut)

Teknik olarak 'göz kamaştırıyor' terimi sanırım en doğru seçim olacaktır. Özellikle ışıklandırmalardaki özen, Afrika'nın ölümcül sıcağını çok iyi hissettiriyor. Lost Planet ve Devil May Cry 4'de kullanılan grafik motorunun (MT Framework) nimetlerini sonuna kadar kullanıyor diyebilirim. Yalnız görseldeki özen, ne yazık ki animasyonlarda pek mevcut değil. Özellikle karakterlerin ölüm ve vurulduktan sonraki verdikleri tepkiler, 4. Oyundan birebir olarak alınmış. Havoc'un yapabileceklerini bildiğimiz için, Capcom bu sefer biraz kolaya kaçmış demek yanlış olmaz.

Resident Evil 5 2Virüs'ün yayılmasına çok az kaldı

Mart ayının ikinci haftasında PlayStation 3 ve Xbox 360 için piyasada olması beklenen Resident Evil, umarım demosundaki potansiyeli tüm oyun boyunca korur. Sunduğu Co-op imkanı ve 4. oyunun sorunsuz sisteminin biraz daha gelişmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkacak olması, beklentileri arttırmaya yererli. Ama giriş cümlesinde dediğimiz gibi, bu seferlik oldu sanki. Fakat bir sonrakinde bu kadar anlayışlı oyuncular bulabileceklerini sanmıyorum.  

 

NBA Live 09

NBA Live 09Ne güzel günlerdi� Nba 2k9 incelemesini yapmış ve genel olarak övsem de tam istediğim tadı alamadığımı söylemiştim. Benim gibi gecelerini Murat Kosova-Kaan Kural'la geçiren biri için tam tatmin edici değildi oyun. Henüz Nba Live'ın sadece demosunu oynamıştım. Nedense hep almayı erteledim� Yalnız benim için Nba Live serisini incelemek bir gelenektir. Potanın üstünde iki kere bile sekmeyen Nba Live 2006'da nasıl eğlendiğimi, nasıl sezonları bir bir bitirdiğimi; şaka gibi grafiklere sahip oyun Nba Live 2001'de nasıl gece gündüz Shaq-Kobe ikilisini Lakers'ta oynadığımı çok iyi hatırlarım. Şimdi top pota üstünde sekiyor, grafikler de ne olursa olsun yeni nesil konsoluna çok ihanet etmiyor� Peki sorun nerede? Nba 2k neden girdi ki hayatımıza? Kütük gibi oyunumuzla gayet mutluyduk biz, fark etmiyorduk bile takozluğu. Evet, 2k gerçekten iyiymiş!

Xbox LIVE

Nelson'ın sakatlandığını Nba 2k9 oynarken öğrendim. Evet. Takasları ve sakatlıkları anında oyuna yansıtıyorlar, bu muhteşem bir sistem. Her ne kadar sene başından beri sırf bu yüzden Marbury'yi deneyememiş olsam da şikayetçi değilim. Nba Live'ın ise bu konuya ilişkin güzel bir yanı varsa o da Espn video'dan Nba'in en taze haberlerini izleyebiliyor olmamız. Mesela ben yazıyı hazırlarken Nate Robinson'un smaç şampiyonluğu ile ilgili bir haberden (Espn diyoruz, öyle uyduruk haber değil, Nate'le telefonla görüşme yapılıyor ve smaçları gösteriliyor.) Toronto ile Miami arasındaki J.O'neal-Shawn Marrion takasına kadar en güncel haberleri video şeklinde bulmak çok hoş. Zaten bu yeni nesilde online olay beni bitiriyor. Achievement'lar, headset'le dünyanın ucundaki arkadaşımızla sohbet ederek oyun oynamalar, güncel videolar, update'lerle sürekli yenilik olayları gerçekten çok hoş, ancak konumuz bu değil, kütükten yapılmış tahta yontması oyunumuz Nba Live var bir köşede bizi bekleyen�

 

 

NBA Live 091Oyunu açtığımda Dynasty Mode'la giriş yaptım. Umudum bu modu bitirmek, achievement'lar açmak, mutlu mesut inceleme yapmaktı. Hiçbir zaman inceleme yapmayı tam anlamıyla iş olarak görmemiştim. Ta ki bu yazıma kadar� Bu kadar hayal kırıklığı olamaz. İlk oyunumu açtığım anda hissettiğim kütük etkisi şaka gibiydi. Bir oyuncuyu savunmaya kalktığım zaman ona yapışıyor adam. Bildiğin yapışıyor. Uhu'yla falan tutturulmuş gibi. Çekmek istesen de çekemiyorsun. Sonra ne kadar ciddi savunma da yapsan, eğer biraz zorda oynuyorsan, en imkansız pozisyonlarda bile rahatlıkla basketi buluyorlar. 3'lük atışlarında hiç topu atıyor hissine kapılmıyorum. Oyun kütük, evet. Çok kez dedim ama daha da diyeceğim. Oyunu açtığım andan itibaren %90 hissim cansız, gerçekle en ufak alakası olmayan, hareketleri Pinokyo'ya benzeyen (tahta demiş miydim?) oyuncular ve akışkanlıkla alakası olmayan oyun oynamak oldu.

F.E.A.R. 2: Project Origin

F.E.A.R. 2 Project OriginUzun saçlı, kısa boylu küçük bir kızı, karanlık koridorun sonunda gördüğünüzde yapılacaklar:

A: "Canım Benim� Gel yaklaş abine" diyerekten sevecen tarafımızı göstermek.

B: En büyük tahribatı yaratabilecek silahımızı kendisine doğrultmak ve düşünmeden tetiğe basmak.

Eğer The Ring (Halka) gibi bir film olmasaydı ve uzak doğu kültüründeki korku ögeleri "saçları yüzünü kapatmış ufak kız çocukları ve maceraları" temalı konulara dayanmasaydı, tabii ki A şıkkını seçecektik. Ancak gerek bu senaryolar, filmler ve sonucunda ortaya çıkmış olan Monolith harikası F.E.A.R. ile birlikte, korkunun hiç beklenmedik yerlerden gelebileceğini öğrendik. Alma, yani ilk oyunumuzdaki ufak, tatlı(!) kızımız, oynayanların hatırlayacağı gibi yarattığı kaosun sonucunda, ne kadar tehlikeli olabileceğini bizlere göstermişti. Senelerdir gizlice sürdürülen bir deneyin (Project Origin) sonucu olan Alma, sahip olduğu güç ile yaşanılan büyük patlamanın içinden kurtulmuş, "bir oyun yetmez, ikincisinde anca ölebilirim" der gibi devam oyununun, yani Project Origin'in gelmesinde büyük rol oynamıştı. Şimdi ise elimizde üç büyük platform için piyasada bulunan F.E.A.R 2: Project Origin duruyor. Yalnız abisinden daha korkunç ve daha heyecan verici bir şekilde�

 

 

 

 

 F.E.A.R. 2 Project Origin1                                                                                                                                        

Yıkılmış sokaklarda kullandığınız Power Armor ile önünüzde kimse duramıyor... Alma hariç.

Project Origin'in hikayesi, ilk oyunun sonunda yaşanan büyük patlamanın birkaç saat öncesinden başlıyor. Özel bir takımın üyesi olan Michael Becket ve arkadaşlarının, ilk bakışta rutin bir görev olarak gözüken ama planların beklenmedik bir şekilde bozulması ile sürüklendikleri maceraya ortak oluyoruz. Bol aksiyonlu, ve zamanın genelde normalden "yavaş" aktığı bu macerada, yıkılmadık duvar, tekmelemedik klon askerleri bırakmamaya and içmiş gibi gözüksekte, Alma ile olan bağımızın devreye girmesi ve oyunun korku ögelerini göstermeye başlaması ile birlikte, F.E.A.R. 2'nin ilkinden daha başarılı bir anlatıma ve oynanışa sahip olduğunu görmeye başlıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

F.E.A.R. 2 Project Origin2İlk F.E.A.R.'ın en çok eleştirilen tarafı, hatırlayacağınız gibi bir "office shooter" olmasıydı. Oyunun büyük bir bölümünün birbirinin benzeri ofis odalarında geçmesi, aksiyonun hikaye anlatımının her zaman önünde olması gibi eksileri olsa da, türe getirdiği başarılı yapay zeka ve sorunsuz işleyen "zamanı yavaşlatma" özelliğinin kullanımı ile, çıktığı günlerde ses getirmeyi başarmıştı. F.E.A.R 2'nin ortalama 8-9 saat bulan oynanış süresi içinde anlıyorsunuz ki, Monolith bu eleştirilerin çoğunu dikkate almış. Project Origin, hikaye süresince sizi birçok yere götürüyor. Klon askerlerinin ele geçirdiği plaza, korkunun tavan yaptığı ilk okul binası, gizli deneylerin yapıldığı labaratuarla, büyük patlamanın ardından harabeye dönmüş sokaklar, yer altı tünelleri gibi birbirinden farklı ve dolu bölümleri ziyaret ediyoruz. Ortalama bölüm sürelerinin 1 saati bulması da, kendini tekrar etme gibi bir sıkıntıyı ortadan kaldırıyor.

A.L.M.A.

Başarılı tasarlanmış bölümlerin akıcılığının diğer bir nedeni ise başarılı hikaye anlatımı. İlk yapımda hikayenin peşinden koşan bir adamı oynar gibi hissederken, Project Origin'de, oyuncu hikayenin içine çekiliyor gibi hissediyorsunuz. Seslendirmelerin ve sık sık karşılaştığımız takım arkadaşlarımızın oyuna katmış olduğu canlılık hissi, çok fazla olmasa da ara sıra karşımıza çıkan karakterler arası birebir etkileşimler ile birlikte etkileyici bir düzeye çıkıyor. F.E.A.R.'ın asıl temel noktası korku ögelerinin de işin içine girmesi ile birlikte, ekran başından ayrılma veya birkaç saat daha durma düşünceleri arasında gidip gelmeye başlıyorsunuz. İlk oyunda etkileyici bir şekilde resmedilen bu korku ögeleri ve teknikleri, Project Origin'de daha da gelişmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Alma'nın beynimizde yaratmış olduğu halüsinasyonların ekrana yansıması, çoğu zaman ayaklarınızı yerden kesecek cinsten. Özellikle bir anda değişen ortamlar, yukarıda bahsettiğim birebir etkileşimlerde Alma ile karşılaşmamız, başarılı ışık oyunları ve ortam seslerinin birleşimi ile, Monolith'in amaçladığı şeye ulaştığını gösteriyor. Tabii ki klasik "buuuuuu!" tekniği ve köşeden sıçramalar da etrafa serpiştirilmiş durumda. Ama Doom 3 kadar değil, emin olabilirsiniz�

 

 

 

F.E.A.R. 2 Project Origin3Şu maskeyle bir de görebilsem... Anam, dur, düşeceğim!

Project Origin'in bir ucuz bir devam oyunundan çok yeni bir oyun gibi hissettirmesinde yeni silah ve tasarımlarının da büyük rolü var. Yapımcı Monolith'in, ilk oyundaki silahlarda yapmış olduğu değişimler, sadece görünüş olarak kalmamış. Oyun süresince elde ettiğimiz silahların kullanımında da gözle görülür farklar mevcut. Özellikle tepkimelerdeki değişim, gerçekçilik anlamında önemli bir etken. Her ne kadar çift pistol kullanımı kalkmış olsa da, roket atar, otomatik pompalı, sabit makinalılar ve en çok arzu ettiğim sniper gibi yeni arkadaşlarımızın (!) eklenmiş olması ile keyifli bir oynanışa erişilmiş. Toplamda 4 adet silah taşırken, yanımızda birbirinden farklı 4 adet bomba çeşidi de bulundurabiliyoruz. Özellikle mekanik düşmanlarda işe yarayan şok bombası ile ortamı biraz ısıtmaya yarayan alev bombasının artılarını çoğu kez tadacağınızdan eminim. Yıkılmış sokaklarda kullandığımız devasa robot ise kısa süreliğine de olsa "güç bende artık" çığlıkları atmanıza neden olabilir, hazırlıklı olun.


F.E.A.R.'ın en çok takdir edilen yönü, hepiminiz bildiği gibi yapay olmayan zekasıydı. Bu güne kadar çok az oyunda rastladığımız bu AI çeşidi, bize çok zor anlar yaşatmıştı, özellikle üst seviye zorluklarda. Project Origin, Monolith sağ olsun, aynı kriterleri koruyor, hem de çoğu zaman daha da terletici bir şekilde. Sürekli saklanmayı amaçlayan, tek başlarına gezmemeye özen gösteren, grup halinde etrafınızı sarmaya ve ilk fırsatta bomba atmayı amaçlayan, yetmezmiş gibi kendisine siper oluşturabilen bu sözde yapay zekalı arkadaşlar, ilk oyunu oynamamış olanları bir hayli şaşırtabilir. Oynanışın vazgeçilmez unsuru olan tekme ve yumruk ikilisini bol bol üstlerinde test etmenizi öneriyorum. Düşman çeşitliliği ise biraz daha artmış durumda. Alma'nın kontrolündeki klon askerleri ve ilk oyunun düşmanları dışında, genelde karanlık ortamlarda karşımıza çıkan ruhani yaratıklar, ölmüş olan askerleri canlandırarak birer kukla gibi kullananlar, genelde duvarlarda olsa da aniden arkanıza sıçrayabilen mavi şortlu çirkin yaratıklarla karşılaşmak mümkün.

Nasıl, ilk oyuna göre daha güzel gözüküyorum öyle değil mi?

Project Origin'in teknik yönü ise ortalama bir düzeyde diyebilirim. Kaplamaların bazı bölgelerde başarısız olması, her ne kadar etkileyici blur ve ışık efektleri ile kapatılmaya çalışılmışsa da göze bazen batabiliyor. Seslendirmeler, atmosfer ve silah sesleri ise teknik yönün takdir edilesi kısmı. Özellikle iyi bir 5.1 sistemde oynarken, korkuyu sonuna kadar hissetmenizde büyük rol oynuyorlar. PC versiyonunu da oynadığım için söyleyebilirim ki, eğer iyi bir sisteminiz var ise PC'de deneyiniz (Evet, oyunu benim gibi PC'de oynayın ve daha çok korkun. Emre Acar) Yüksek çözünürlüklü kapmaların dahil olması ile birlikte daha etkileyici bir hal alıyor, aklınızda olsun.

N.O. F.E.A.R.

Project Origin, yukarıdaki anlattıklarıma rağmen kusursuz bir yapım değil tabii ki. Teknik yönün eksikliğinin dışında, sizi oturup düşündüren eksikler de mevcut. Oyuna yeni eklenmiş olan siper yaratma sistemi, düşmanlar tarafından sıkça kullanılsa da, oyuncunun aklına emin olun hiç gelmiyor. Zamanı yavaşlatmanın sürekli el altında bulunduğu böyle bir yapımda, "siper yarat, saklan" gibi bir ihtiyaç emin olun hiç hissetmiyorsunuz. Diğer yandan, korku tekniklerinin bir zaman sonra birbirini hafiften tekrar etmeye başlaması yüzünden, ne zaman bir "bööö" olacağını, ne zaman ekranın sapıtacağını tahmin edebiliyorsunuz. Bu da zaman içerisinde oyunun amacından biraz olsun uzaklaşmasına neden oluyor. Hala yapımcılar tarafından çok sevilen bez bebek teknolojisinin de saçmalıkları devam etmekte. Gol sevinci yaşar gibi poz veren ölü klon askerleri görmek, bilemiyorum� Çoklu oyuncu bölümü de ilk oyuna nazaran biraz daha özensiz hazırlanmış gibi ama eklentiler ile halledilebileceğini tahmin ediyorum� (Ben ise düzeleceğini sanmıyorum. Emre Acar) Az daha unutuyordum. Monolith sana sesleniyorum "Pompalı ile yakın mesafede ateş edilen biri patlamaz! Balona mı ateş ediyoruz, ha canım benim�"

S.O.N.

İlk oyunu oynamış oyuncular için gidin alın demeyeceğim, zaten çoktan yapmışlardır. Diğer yandan, bol aksiyonlu, etkileyici korku ögeleri ile süslenmiş, oyuncuyu ekran başında yormayan ama zaman zaman titreten ve zorlayıcı yapay zekası ile stresli anlar yaşatan başarılı bir devam oyunu var karşımızda. Konsol veya PC sahibi olun, Monolith'in bu başarılı yapımını görmezden gelmeyin. Her ne kadar tek içimlik gibi olsa da, tadına vararak oynamanızı öneriyorum.  

Bilgisayar ve İnternet Programlama