| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

programlar

yeni çıkan oyunlar,yeni çıkan programlar,son sürüm,oyun indir,pc,program indir,bedava program

Ana Sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki | sonraki >
Yazılar

Red Faction: Guerrilla

Önceki Red Faction oyunlarını hatırlayanlar bilirler. Bazı duvarları makinelerle, silahlarla yıkmak, kilitli kapıların hemen yanındaki duvarları parçalayarak ilerlediğimiz, hareketli bir FPS oyunuydu. Bir ara ikincisini duydum ama yanlış hatırlamıyorsam oynama fırsatım pek olmadı. Daha sonra ise uzun süre Red Faction ismini duymadık. Volition bu ismi tekrar canlandırmak istemiş olsa gerek, "Guerrilla" uzantısı ile tekrar karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Ayrıca bu sefer FPS değil, TPS kamerası ile… Videoda özellikle binaların patlamalardan etkilenmesi ve yıkılmaları etkileyici görünüyor. O zamanlar da biraz lineer şekilde de olsa bazı "önceden belirlenmiş" duvarları yıkıp parçalayabilmek değişik ve etkileyici gelmişti oyunculara. Bakalım benzer etkiyi yaratabilen iyi bir oyun olabilecek mi… PC, PS3 ve Xbox için geliştirilen oyunun bu yıl içinde çıkması bekleniyor ancak tarihi şimdilik net değil. Gerçi Amazon'da 6.9.2009 gibi bir tarih var ama biliyorsunuz bu işler hiç belli olmaz

 

Street Fighter 4 PS3 İnceleme

2306542926_f58be5d685
Ve sonunda geldi. Yeni nesil konsollara eski neslin kralı Street Fighter 4 sonunda çıktı. İlk etapta Playstation 3 ve Xbox 360 için çıkan Street Fighter 4'ün incelemesi PCLABS'ta.

ARE YOU READY ? FIGHT !

Video oyunlarıyla hiç ilgisi olmayanların bile hakkında az da olsa bir fikri olduğunu tahmin ettiğim Street Fighter fenomenini incelemeden önce Street Fighter tarihine bir göz atalım. İlk Street Fighter arcade makinelerde 1987 senesinde çıkmıştı. Ryu adı verilen kahramanı seçilip 10 farklı dövüşçüyü dövüş turnuvasında yenmeye çalışılıyordu. 1991 senesinde çıkan Street Fighter 2 ise serinin en iyi oyunu olarak tarihe geçti, gönüllerde yer etti. 1992'de Super Nintendo'ya daha sonra da PC'ye port edilen oyun yıllar boyunca çeşitli konsollarda çıkmaya devam etti. Birçok oyuncunun ise SF fenomeni ile ilk tanışması bir atari salonunda olmuştur. Orada geçirilen saatlerin ve yaşanılan anıların ömür boyu zihinde yer ettiği bilinir. Street Fighter alpha serisi 1995 yılında seriyi devam ettiren oyun olmuş, yeni karakterlerin katılımıyla beraber süper turbo barın sunumu oyuna farklı bir boyut kazandırmıştır. Daha sonra çıkan Street Fighter 3 ise tam anlamıyla hayal kırıklığı yaratmış, birçok SF aşığı tarafından göz ardı edilerek SF 2 ile yola devam edilmiştir. SF3'ten sonra Playstation 2 ve diğer konsollara çeşitli SF oyunları çıkmış, bunların çoğu oyunun özünü değiştirmezken, SF2'den sonraki boşluğu doldurmakta yetersiz kalmıştır. Ve geldik 2009'a… Street Fighter fenomeni muhteşem bir dönüşle karşımıza çıkıyor. Street Fighter 4 son yıllardaki en güzel dövüş oyunu ( oyunlarından biri ama subjektif davranıyorum en iyisi benim için ) olarak Playstation 3 ve Xbox 360 konsolları için piyasaya çıktı, bize de incelemek düştü.

K.O. ! YOU WIN !

Street Fighter 4 günümüze eski değerlere bağlı kalarak mükemmel bir şekilde uyarlanmış. Oyun ilk duyurulduğunda birçok oyun sever 3D bir Street Fighter oyunun çıkmasından endişe ediyordu. Street Fighter 4 ise eskiye sadık kaldı ve 2D olarak çıktı. Oyun 2D olmasına 2D ama arkadaki görseller 3 boyutlu ve karakterlerin animasyonları çok canlı. Arkaplandaki cisimlerin veya insanların dövüşle etkileşimli olması ise olaya ayrı bir tad katıyor. Örnek olarak verirsek; Asya'da şehir içinde geçen dövüşte, dövüşçüler arkaplanda bulunan insanların yanına düşerse arkaplandaki insanlar yüzlerini çeviriyorlar, çeşitli tepkiler veriyorlar. Guile'in arkaplanı olarak bilinen uçaklı arkaplanda ise, uçak yerde hareket ederken dövüşçülerden biri havadan bir hareket ile uçağın bir kanadını kırabiliyor <img src='http://www.bloggum.com/public/images/ifadeler/icon_smile.gif' /> Bunun dışında aynı arkaplanda gece-gündüz oynanabilme opsiyonu da atmosfere katkıda bulunuyor. Gündüz Asya'da şehir içinde herkes sokakta iken, gece sadece sokakta sızan bir ayyaş var size eşlik eden. Görsellerle ilgili söylenebilecek başka birşey ise dövüşçülerin ultra kombo yaparken kameranın yakına girmesi ve ultra'yı yapacak dövüşçünün yüzünü 1-2 saniye göstermesi var. Bu esnada rakibin yüzü korkudan çok komik hale geliyor. 1-2 saniye sonra kamera normale dönüyor ve ultra kombo yapılıyor. Oyunda animasyonlar o kadar güzel ki, dövüşmekten bıkmıyorsunuz. Aynı ultra komboyu 50 değil 500 kere yapsanız bıkmıyorsunuz, her seferinde ayrı bir güzel geliyor insana. Ultra kombodan bahsetmişken, dövüş sistemi hakkında bilgiler vereyim:

Eski SF'lere göre normal vuruşlardan aldığınız zarar SF4'te biraz daha az, bu sayede dövüşler biraz daha uzun sürebiliyor, rakip sizi 2 kombo ile kilitleyip maçı kazanamıyor. Her karakterin dövüşte Süper Bar ve Revenge Bar'ı bulunuyor. Rakibe vurdukça ve kısmen yediğiniz darbelerden sonra süper barınız dolmaya başlıyor. Süper barı doldurduğunuz zaman her karakterin normal kombolardan daha güçlü olan hareketi süper komboyu yapabiliyorsunuz. Alternatif olarak ise özel bir hareketi bütün yumruk tuşlarına veya bütün tekme tuşlarına basılı tutarak ( hareket tekme ile yapılıyorsa tekme tuşlarına, yoksa yumruk tuşlarına ) yaparsanız bu özel hareket rakibe daha çok zarar veriyor. Buna EX özel hareket adı verilmiş oyunda. EX hareketler toplamda 4 bardan oluşan süper barın 1 barını yiyor. Yani EX yapabilmek için en az 1 barınızın dolu olması gerekiyor. EX'lerin bir diğer avantajı da durdurulması daha zor olması. Şöyle ki: Blanka'nın yuvarlanma hareketini düşünün. Eğer bunu normal tuşla yaparsanız, rakip de size o sırada birşey fırlatırsa sizin canınız azalıyor, hareketiniz iptal oluyor, yere düşüyorsunuz. Ama bu hareketi EX ile yaparsanız, o fırlatılan şeyden etkilenmeyip rakibe vurabiliyorsunuz.

EX'li ve normal hareketin farkını bu videodan görebilirsiniz:

Süper barınız setten sete saklanıyor, sıfırlanmıyor. Revenge Bar ise setten sete sıfırlanıyor. Revenge Bar SF4'te dövüşlerin dengesinde çok önemli bir etken. Şöyle ki: Revenge Bar siz darbe yedikçe doluyor, revenge Bar'ınız % 75 oranında dolduğu zaman ultra kombo yapabiliyorsunuz. Özellikle de bir ultra kombo yerseniz Revenge bar'ınız oldukça fazla doluyor ve rakibe kendi ultra kombonuz ile karşılık verme şansınız oluyor. Şöyle bir dövüş hayal edin: Maça çok kötü başladınız ve üst üste aldığınız darbelerle canınız yarıya indi. Bu darbeler sonucu revenge barınız doldu . Şimdi intikam alma zamanı ! Rakibe ultra komboyu yedirebilirseniz aynı oranda darbeyi rakibe vurmuş oluyorsunuz, bir anda dövüş dengeye geliyor. Ultra komboları rakibe yedirmek için doğru zamanı beklemek çok önemli. Ultra komboların normal hareketlere göre çok daha zor yapıldığı düşünülürse, doğru zamanda ultrayı bilinçli bir şekilde yapmak ( şans dışında ) oldukça zor. Bu konuda pratik yaparak ustalaşabilirsiniz, tabi seçtiğiniz karakterin ultrasının ne kadar zor veya kolay olduğu da önemli burada.

SF4'te tutup atma hareketleri de eskiye oranla daha zorlaştırılmış. İleri veya geri tuşuna basılı tutarken hafif yumruk ve hafif tekmeye aynı anda basılı tutarak rakibi tutup atabiliyorsunuz. ( Genelde ) Ama tutup atma işlemini başarıyla gerçekleştirmek için rakibe eskisi gibi yakın olmak yetmiyor tam anlamıyla rakibin "dibinde" olmanız gerekiyor. Ayrıca rakibi bayıltmak için SF2'ye göre çok daha fazla vurmanız gerektiğini gözlemledim. Ortalama olarak 8-9 dövüşte bir bayılma sahnesiyle karşılaştım.

ULTRA COMBO FINISH , YOU WIN !

sf4 karakterler

Street Fighter 4'te başlangıçta 16, açılabilir karakterlerle birlikte toplamda 25 karakter bulunuyor. Başlangıçta bulunan karakterler: Abel, Crimson Viper, Balrog, Blanka, Chun-Li, Dhalsim, E.Honda, Guile, M.Bison, Ken, Ryu, El Fuerte, Rufus, Sagat , Vega ve Zangief, sonradan açılabilenler: Gouken, Sakura, Gen, Cammy, Dan, Akuma, Rose, Fei Long ve Seth. Street Fighter serisine yeni katılan karakterler: Abel, C.Viper, El Fuerte, Rufus ve Seth. Eski Street Fighterlardan SF4'e gelen karakterlerin komboları yine aynı tuşlarla yapılırken, bazılarına birkaç ekstra hareket , ayrıca süper ve ultra komboları gelmiş. Bunun dışında yine karakterlerin bir kısmının komboları dairesel hareketlerden oluşurken diğer kısmı çizgisel. Blanka, Guile, Balrog, Vega, M.Bison'ın komboları çizgisel ( geriye basılı tutup ileri yumruk, ileri tekme veya aşağıya basılı tutup yukarı tekme, yumruk gibi ) iken, Ken, Ryu, Sagat, Dhalsim gibi karakterlerin komboları dairesel ( aşağı ileri tekme, yumruk, geri aşağı ileri yumruk vs… ) hareketlerden oluşuyor. Dövüşçüden dövüşçüye değişen başka bir olay ise her bir karakterin hızının , aldığı zararın oranının değişmesi. Sagat, Balrog gibi karakterler oldukça ağır hareket ederken, Ken , Guile, Cammy , Sakura oldukça hızlı hareket edebiliyor. Buna benzer bir şekilde Dhalsim'ın canı yediği kombolara bağlı olarak daha fazla azalırken Zangief'inki çok daha az oluyor. Özellikle karakterlerin hızlı veya yavaş hareket etmesi eski SF'lere göre SF4'te çok belirgin bir şekilde oynanışa etki ediyor. SF4'te eski SF'ciler yeni karakterler yerine eski SF'lerden kalan karakterlerle oynamayı tercih ediyor. Multiplayer'da % 90 oranında rakiplerim ya Ken ya da Ryu'yu seçti. Benim kişisel tercihlerim ise Blanka, Guile , Cammy ve Balrog oldu.

YOU WIN, PERFECT !

Her dövüş oyununda olduğu gibi SF4'te de Arcade modu mevcut. Arcade modunda 8 zorluk seviyesinden birini seçerek ( easiest, very easy, easy, medium, medium-hard, hard, very hard ve hardest ) 9 farklı dövüşçüyü alt ederek oyunu bitirmeye çalışıyorsunuz. Arcade modunun eski SF'lerden farklı olan kısmı, son dövüşten önce azılı rakibinizle kapışmanız. Rival fight adı verilen bu dövüşlerde her dövüşçünün çeşitli nedenlerden dolayı pataklamak istediği başka bir dövüşçü var. Rival dövüşlerinden önce dövüşçüler farklı bir açılış sahnesi ile karşımıza çıkıyor, birkaç söz düellosundan sonra birbirlerine ölümüne girişmeye başlıyorlar. Dövüş esnasında da sürekli birbirlerine laf atıyorlar. Bu laflar oldukça gaza getirici olabiliyor, ( Benim üzerimde sürekli bu etkiyi yarattı ) rakibe Allah ne verdiyse saldırıyorsunuz. Genel olarak monoton geçen arcade moduna bir renk katmış bu rival olayı. Renk demişken, eski SF'lerde arcade modunun en renkli olaylarından birisi olan araba parçalama, varil patlatma gibi ara bölümlerin olmaması beni biraz hayal kırıklığına uğratmadı değil. Neyse, arcade bölümüyle devam edelim. Arcade modunun boss'u SF serisinde yıllarca görmeye alıştığımız M.Bison değil, onun yerine bilimum deneyler sonucu ortaya çıkan, SF serisinin belki de en kazık dövüşçüsü Seth. Seth sizi sadece dövmekle kalmıyor, bir de üstüne dalga geçiyor sizinle. İlk seti avans olarak veriyor, sonraki setlerde tam anlamıyla kontrolden çıkıyor. Oyunu neredeyse her dövüşçüyle bitirmeme rağmen hâla tam anlamıyla üstünlük kuramadığım yegâne dövüşçüdür kendisi. Eminim oyunu oynayan birçoklarınız da benimle hemfikirdir. Ne kadar zor olsa da Seth'i yenmek tabi ki imkansız değil, belirli bir süre sonra hareketlerini ezberleyince Seth'i alt etmek daha kolay ama ilk dövüşlerde gamepad'i kırmazsanız iyidir. ( Zorluk seviyesi medium veya üstüyse özellikle ) Arcade moduyla ilgili söylenebilecek son şey ise şu olabilir : Oyunda bulunan gizli dövüşçüleri açmak için oyunun başında açık vaziyette bulunan bazı dövüşçülerle oyunu herhangi bir zorluk seviyesinde bitirmeniz gerekiyor. ( Örnek: Ryu, Abel, Chun-Li, Crimson Viper )

Multiplayer moduna ayrı bir paragrafta değineceğim o yüzden onu şimdilik geçiyorum ve training mod hakkında birkaç cümle sarfetmek istiyorum.

Training modda rakibinizin üstünde ( rakibinizin pozisyonu istediğiniz gibi, ister hareketli , ister hareketsiz, ister blok yaparken ,ister dövüşürken , tamamen size bağlı ) serbestçe bir sürü hareketi, komboyu deneyebiliyorsunuz. Kombolarını bilmediğiniz bir karakterin hareketlerini öğrenmek için training modu yerine birazdan anlatacağım challenge moddaki Trial'ı denemenizi öneririm.

Challenge modun içinde oynabilir 3 farklı ana mod var: Trial, Survival ve Time Attack. Her biri için normal ve zor seviyesinde 2 farklı seçenek var, yani toplamda 6 tane mod varmış gibi gözükse de temel olarak 3 çeşit challenge mod mevcut. Trial modunda herhangi bir dövüşçüyü seçiyorsunuz ve ekranda beliren komboları yapmaya çalışıyorsunuz. Her bir aşamada yapmanız gereken hareket sayısı belli, onları yapınca bir sonraki aşamaya geçiyorsunuz. Bütün dövüşçülerde normal seviyede 5 adet trial aşaması var. 1. aşama en basit hareketler, 2. aşama özel hareketler ve süper, ultra kombolar. 3.,4. ve 5. aşamalar ise bu ilk 2 aşamada yapılan hareketlerin ardı ardına yapıldığı çeşitli kombinasyonları içeriyor. Challenge modun içindeki diğer bir mod olan Time attack'ta seviye başına belirli süreniz var. Bu süre içinde minimum sayıda yenmeniz gereken rakipleri yenmeye çalışıyorsunuz, süreniz tükenirse başarısız oluyorsunuz. Bu modda her bir aşamada hem sizin hem de rakibinizin sahip olduğu özellikler değişebiliyor. Mesela ilk aşamalarda size sonsuz süper kombo barı veya arttırılmış defans modu gibi şeyler verirken, rakibin ultra kombo yapmasını yasaklayan aşamalar varken, seviye atladıkça CPU'yu güçlendirecek olan özellikler verilebiliyor. Survival modunda da bu bahsettiğim sistem geçerli ama Survival modunda süreyle yarışmıyorsunuz, dayanılıklığınız ölçülüyor. Her bir setten sonra kaybettiğiniz can bir sonraki sette size pahalıya patlıyor çünkü canınızın kaldığı yerden devam ediyorsunuz. Survival modunda her bir aşamada , her bir setten sonra iyileşme oranı var. % 50 ile başlayıp, % 10lara kadar iniyor bu iyileşme oranı seviye atladıkça.

Cammy Fei Long'a ultra kombosunu yaparken
cammy-street-fighter-4

YOU LOSE

Oyunun multiplayer kısmı oldukça düzgün çalışıyor. Multiplayer'da ya ev sahibi olup, kendi ayarlarınızda bir maç ayarlıyorsunuz ve başka bir oyuncunun bağlanmasını bekliyorsunuz, ya da başka bir oyuncunun açtığı oyuna bağlanıyorsunuz. Custom search yaparsanız, oyun istediğiniz parametrelere uygun olan maçları size getiriyor, quick search'te rastgele bulunan 3 maçı ekrana getiriyor. Rastgele bulunan maçlarda setlerin süresi, maçın kaç set olduğu ve ev sahibinin bağlantı hızını görebiliyorsunuz. Bağlantı seviyeleri 5 bar dolumu şeklinde ayarlanmış. Yani 5 bar'dan hepsi doluysa, bağlantı çok iyi, 1 tanesi doluysa kötü, hiçbiri doluysa çok kötü, 3 tanesi doluysa orta seviye gibi… Ben şu ana kadar 40'tan fazla maç yapmama rağmen 3'ten yukarı bir bağlantı seviyesinde oynamadım. Bazıları bu konuda endişe etmesin çünkü 3. seviyede çok akıcı, singleplayer oynuyormuş gibi oynuyorsunuz. 2.seviye de fena değil, çok az da olsa bir gecikme oluyor, 2'nin altındaki maçlara ise kesinlikle girmemenizi tavsiye ederim, ne kadar iyi veya kötü oynadığınızın bir anlamı yok, istediğiniz hiçbirşeyi yapamıyorsunuz. Multiplayer'da isterseniz hazırlık maçı tadında unranked match , isterseniz de puanınızı yükseltecek veya azaltacak olan ranked match'lere girebiliyorsunuz. Rütbe sistemi çok iyi ayarlanmış, çok iyi puanı olan oyunculara karşı kaybedince sizin puanınızdan çok az azalırken, rakip de sizi yendiği zaman çok az puan kazanıyor. Eğer çok iyi bir rakibi yeniyorsanız da size resmen piyango vuruyor, 3-4 maçın toplamında alabileceğiniz bir puanı alıyorsunuz. Multiplayer'da bulunan profilinizi de kazandığınız maçlara ve aldığınız puanlara göre özelleştirebiliyorsunuz. Mesela belli bir maç sayısına, galibiyete veya puana ulaşınca profilinize koyabileceğiniz yeni ikonlar , yazılar geliyor. Multiplayer'daki maçlar CPU'ya karşı oynadığınız maçlara göre daha zorlu ve daha öğretici geçiyor. Daha bir oyuncu olmak için multiplayer'da bir süre takılmak şart gibi. ( İsteyen PSN'imi ekleyebilir: Lareka, sıkı dövüşürüm <img src='http://www.bloggum.com/public/images/ifadeler/icon_wink.gif' /> )

SON SÖZLER
Street Fighter 4 mükemmel bir dövüş oyunu olmuş. CPU'ya karşı da oynasanız, başkalarına karşı da oynasanız saatlerinizi, günlerinizi , aylarınızı sıkılmadan geçirebileceğiniz bir başyapıt. Oyunun en kötü yanı, başında geçirdiğiniz saatlerden sonra özellikle başparmağınızda oluşan acı <img src='http://www.bloggum.com/public/images/ifadeler/icon_smile.gif' /> Buna da çare olarak internet üzerinden satılan SF'ye özel gamepad'leri veya arcade stick'i alabilirsiniz. Fiyatları pek uygun olmasa da Street Fighter 4'te geçireceğiniz zamanla doğru orantılı olarak düşünülebilecek bir yatırım. Özetle , Street Fighter 4'ü bütün PS3 ve Xbox 360 sahiplerine öneriyorum ,dövüş oyunlarını sevmeseniz bile arkadaşlarınızla yapacağınız birkaç dövüş günün yorgunluğunu atmanıza yetecektir.

 

 

 

Spider-Man: Web of Shadows


ç sinema filmi, çizgi romanlar, video oyunlar, çizgi filmler, t-shirt'ler ve sayısız oyuncakla örümcek adam dünyamızda epey bir yer kazandı. Artık küçük- büyük herkesin ilgilendiği bir seri. Biz de bu serinin video oyunlar koluyla ilgileniyoruz.

Sevgili Kahramanımız beyaz perdede yakaladığı başarıyı, video oyunlarda gösteremese de, ortalamanın üzerinde bir çizgi sergiledi. Önceki oyunlar gerek hafif aksiyonu gerekse kolay bulmacaları ile genellikle küçük yaştaki oyuncuların ilgisini çekerken, yeni oyunumuz yani Web of Shadows her yaş grubuna hitap edercesine bol aksiyonlu serüvenler sunuyor. Zira seride kayda değer bir gelişim söz konusu. Sevdiğimiz kahramanı kabuk değiştiriyorken görmek gerçekten hoş.

Gölgelerin Ağı

Yeni oyunumuz bilim kurgu film ve oyunlarında görmeye alıştığımız bir konuyu ele alıyor. Adları "Simbiyot" olarak bilinen uzaylı bir ırk Dünya'yı istila etmek için New York şehrine akın ediyor ve hızlı bir şekilde Manhattan�ın sokaklarında yıkıma başlıyorlar. Duruma el koyan kahramanımız Örümcek Adam'la Simbiyot'lar arasında amansız bir mücadele başlıyor. Bizde bu mücadelede kahramanımızı kontrol ederek Manhattan'ın kaderini çiziyoruz. Ayrıca yeni oyunumuzda Marvel'dan tanıdığımız (Nuck Fury, Power Man gibi) birçok karakter bize eşlik ediyor. Bunun yanı sıra oldukça fantastik ve sıra dışı yaratıklarla savaşma imkanı buluyoruz. Tüm bunlara ek olarak, yeni oyunumuz 24 Nisan'da vizyona girecek olan "Spider Man 4" filmiyle de konu olarak çakışıyor. Bu sayede yeni filmle ilgili birçok bilgiye dolaylı olarak ulaşıyoruz. Ancak senaryo bir yerden sonra asıl amacından çıkarak bizleri daha farklı maceralara sürüklüyor. Bu durumu hemen hemen tüm film oyunlarında gördüğümüz için fazla takılmadan oyuna başlayabiliriz. Oyunu açtığımızda şirin bir menü bizleri karşılıyor. "New Game" seçeneğine tıkladıktan sonra oyuna başlıyoruz. Şimdiye kadar ki, tüm Spider Man oyunlarında olduğu gibi Web of Shadows'da da görev öncesinde etkileyici videolar bizleri karşılıyor. Bu videolar hem senaryoyu hem de görevleri daha iyi kavrama anlamında bize kaynaklık ediyor. Oyun ekranında can barımızın yanı sıra sol-alt köşede bir harita yer alıyor. Harita üzerinde renkli bölgelere giderek görev alanlarına kolaylıkla ulaşıyoruz. Görevler genellikle Simbiyotlar'ın zarar verdiği bölgelerde geçiyor. Düşmanlarımız oyun boyunca New York'un çeşitli bölgelerine zarar veriyorlar. Bizim yapmamız gerekenler de bu olaylar çerçevesinde gelişiyor. Bize verilen görevler genellikle bu bölgelerdeki yıkımı azaltmak, kaçırılan insanları kurtarmak ve olabilecek hasarları önlemek şeklinde. İlk başta basit gibi gözüken görevler ilerleyen bölümlerde, zor bir yapıya bürünüyor. Özellikle oyunda karşılaştığımız sıra dışı yaratıklar kendi özel güçlerinin yanı sıra teknolojik anlamda da büyük geliştirme göstermişler. Olağanüstü güçleri ışın tabancaları, uzay gemileri ve koruyu kalkanlarla birleşince bizleri fena halde zorluyorlar.



Oyunda ana yaratıkların dışında artık hemen hemen her oyunda görmeye alıştığımız boss'lardan mevcut. Boss dövüşleri sırasınca sizleri oldukça güçlü yaratıkların beklediğini itiraf edebilirim. Çünkü kolları 1-2 metre civarında olan ya da inanılmaz dövüş mekaniklerine sahip birçok boss'la birebir karşılaşıyorsunuz. İşte bu açıdan oyunun oldukça heyecanlı ve sürükleyici bir yapısı mevcut. Ayrıca oyunun ilerleyen bölümlerde oldukça zorlaşan düşmanlarımızla dövüş anlarında gayet etkileyici savaş sahneleri ortaya çıkıyor. Bir an olsun nefes almanıza izin vermeyen uzun kollu yaratıklara karşı ağ fırlatarak o köşeden bu köşeye zıplamak ya da karakterimizin combo'larıyla karşılık vermek bol aksiyonlu bir oyun yapısı ortaya çıkarıyor. Aslında bu özellikleriyle oyunumuz bir yanda da her cinsten oyuncuyu eğlendirecek ve zorlayacak bir yapıya sahip olmuş. Oyunun bize sunduğu farklılıklardan bir diğeriyse, bazı zorlu görevlerde ve boss dövüşlerinde Marvel karakterlerinin yanımızda bulunması. Daha öncede dediğim gibi Power Man, X-Men, Nuck Fury, Storm, Black Cat ve Moon Knight gibi sayamadığım daha bir sürü Marvel karakteri oyunda bulunuyor. Marvel'dan tanıdığımız iyi karakterler bize yardım ederken, Venom gibi kötü ruhlu karakterlerle de sürekli mücadele halindeyiz. Ayrıca yanımızda bulunmasını istediğimiz kişileri de seçme hakkımız var. Böylece hoşumuza giden karakterleri yanımıza toplayabiliyoruz. İtiraf etmeliyim ki, bu fikri ilk duyduğumda burun kıvırmadım değil. Zira Marvel karakterlerinin oyunla ra bu hızlı girişlerinden pek de memnun değilim. Öte yandan Marvel'ın katıldığı oyunların başarısı ortada. O yüzden Marvel ismi artık pek de parlak gelmiyorken, Spider Man'e farklı bir hava kattıklarını söyleyebilirim. Zira zorlu boss dövüşlerinde Storm'un olağanüstü güçlerinden ya da Black Cat'in ataklığından yararlanmak hem işimizi kolaylaştırırken hem de oyunun atmosferini güçlendirmiş, dövüş anlarını daha heyecanlı kılmış. Öte yandan Venom'un özelliklerinin oyuna birebir taşınması farklı bir heyecan yaratıyor. Mesela Venom'un bulaştığı kişileri kötü yapması ve olağanüstü güçler vermesi Spider Man'e birçok yeni düşman doğuruyor. Ayrı yeten Venom Örümcek Adam'ın tüm zayıflıklarını ve örümcek hislerini biliyor. Oyunda bu bilgileri kullanarak büyük bir nefret beslediği Peter'a zarar vermeye çalışıyor. Tanıdık olduğumuz bu senaryo oyuna çok iyi aktarılsa da, Marvel karakterlerinin karışması senaryoda saçmalamaya yol açmış. Bu durumdan birçok oyuncunun hoşnut olacağı gibi bir kesim Marvel hayranları da şüphesiz sevineceklerdir.

Prince of Persia


u laf çocukluğumuzdan aşina olduğumuz bir masal başlangıcıydı. Büyülü şehirler, kahraman prensler, güzel prensesler ve çok güçlü kötü adamlar. Yüz yıllarca süren hayal gücünün birikimi hep bu masallarda yansırdı. Yatmadan önce hayal gücümüzü şekillendiren bu masallar, teknolojiyle birlikte aynı misyonu popüler kültür eserlerinde gerçekleştirmeye başladı. Kitaplar, filmler ve bilgisayar oyunları hep bu masallardan izler taşır. Bazıları daha belirgin, bazıları ise alt metinlerde gizli esintiler. Ancak bir oyun var ki, geldiği yeri hiçbir zaman inkar etmiyor. Hatta 1001 Gece Masallarına eklenecek kadar iyi bir içeriğe sahip. İsimsiz bir kahramanın düşmanlarla dövüşüp, türlü türlü maceraya girdiği oyun. Diğer adıyla Prince of Persia...

İlk POP oyunu 1989 yılında Jordan Mechner tarafından geliştirildi. Mecher, kardeşine akrobatik hareketler yaptırdı ve bunları videoya kaydetti. Saatlerce üzerinde çalışarak bu hareketleri oyuna çizdi. Günümüzde de oyunların olmazsa olmazı olan bu teknik o zaman büyük bir hayranlık uyandırmıştı. Belirli bir sürede bitirilmesi gereken ilk POP oyununda, prensimiz hain vezirden intikam almak için tuzaklarla dolu saray zindanından kaçmaya çalışıyordu. Yanlış bir adım, bubi tuzaklarını çalıştırıyordu ve sonuçsa ölümcüldü. Serinin bu ilk oyunu neredeyse her oyun platformuna uygulandı. Yıllar içerisinde devam oyunları da yapıldı. Özellikle 10 yıl şerefiyle piyasaya sürülen Prince of Persia 3D merakla bekleniyordu. Motion Capture özelliğini sonuna kadar kullanan bu oyun, o zamana kadar yapılmış en gerçekçi kılıç dövüş özelliklerine sahipti. Ancak eleştirmenler üzerinde istenilen etkiyi bırakamadı. Çünkü oyun fazla Tomb Raider gibiydi ve kimse Lara Croft'un güzelliğini izlemek yerine, şalvarlı bir adamı izlemek istemedi...



Ubisoft projeyi böyle kırık bir zamanda devraldığında kimse böylesine büyük bir patlama beklemiyordu. Prince of Persia: Sands of Time masalsı yapısı, zamanı geri alma özelliği ve yeni akrobatik hareketleriyle herkesi büyüledi. Yeni Prens, sünnet kıyafetleriyle duvarlarda yürüyordu. Free run adlı marjinal sporun kronolojik olarak tarihteki mucidiydi. Fransa'da yaygınlaşan bu spor özetle, bir noktadan başka noktaya giderken, en uçuk yolları seçmek ve mümkün olduğu kadar akrobatik hareket yapmayı gerektiriyor. Kısacası, evinizden işinize giderken, duvardan duvara zıplama, çatılarda yürüme gibi şeyler yapmak gerekiyor. Daha sonra Assassin's Creed'e de bu sistem zirveye ulaşacaktı. Sands of Time eski bir Ortadoğu efsanesinden esinlenmişti. Oyunda ölümsüzlük hayalleri olan Pers veziri, babasına kendini kanıtlamaya çalışan Prensi kandırıp, zamanın kumlarını serbest bıraktırmıştı. Bu kumlar bir hançer ve kolye sayesinde zamanı kontrol etmeye yarıyordu. Aynı zamanda lanetliydiler ve etrafındaki herkesi garip yaratıklara çevirdiler. Hançere sahip olan Prens ile kolyeye sahip olan Farah dışında herkes bu lanetten etkilendi. İlk oyunda Prens, hızlı düşünme ve dakik davranma gerektiren türlü ölüm bulmacısıyla uğraştı, hain veziri yendi ve en sonunda zamanın kumlarını ait olduğu yere kapattı. Tam bir masal gibi her şey iyi bitmişti. Ya da biz öyle sandık, çünkü kısa süre sonra Prens, yeni macerasıyla geri döndü. Ancak ilk kez serinin yaratıcısı Jordon Mancher arkasında yoktu. Warrior Within adlı bu oyunda Prens, sünnet kıyafetlerini çıkartmış Pers ordusuna ait, savaş kıyafetlerini giymişti. Gözü dönmüş vahşileşmiş ve hırçın tavırlar takınmıştı. Zamanla bunun nedenini öğrendik. Bu oyun kanı kaynayan ve savaşça bir ruha sahip herkesin, hayranlığını kazandı. Bu sefer Prens, savaş çığlıkları atıp, korkusuzsa düşmanlarının üzerine saldırıyordu. Onları parçalıyordu, yeri geldi mi iki silahla savaşıyordu. Müthiş bir savaşçı olduğu kadar, gençlik yıllarından kalma akrobasi merakı da devam ediyordu. Yıllar önce yaptığı hata yüzünden lanetlenmiş olan Prens, kendi ölümünden kaçıyordu. Peşinde Dhaka adlı boğa şeklinde dev bir yaratık vardı. Onu durdurmanın ve haklamanın tek yolu Zaman adasına gitmekti...

Art of murder


"Gelen gideni aratır" diye bir tabir vardır hepiniz bilirsiniz. Genelde seçimler sonrası yada yaşanan bir ilişki sonrasında kullandığımız bu güzide tabirin, oyun dünyasına da çabucak adapte olduğunu söyleyebilirim. Neredeyse piyasaya çıkan tüm seri oyunlarının ardından hep bu cümleyi sarf eder, sürekli eskisini yad eder olduk. Yazımıza mevzu bahis olan Art of Murder: The Hunt for the Puppeteer oyunu da 2007 sonunda piyasaya çıkan Art of Murder: FBI Confidential oyununun haliyle devamı olmak ile birlikte, ilk oyunu maalesef yad ettiriyor.

Pehh, nerde eski macera oyunları (yaşlandık mı ne?)

İlkinin ardından bir sene geçmeden piyasaya sunulan ikinci oyunun elbette ki değişik bir ara yüzle yada oynanışla birlikte gelmesini beklemeyiz. Art of Murder: The Hunt for the Puppeteer (bundan sonra AoM 2)'da ilk oyunun birebir aynı grafiklerini ve ara yüzünü kullanarak, genel anlamda herhangi bir yenilik getirmiyor. Yenilik getirmemesi bir yana, ilkinin kalitesine de maalesef ulaşamıyor. Aslında iyi anlatılsa potansiyele sahip olabilecek bir hikâye dallanıp budaklanıyor ve oyunlarda hikâye anlatımının temel öğesi olarak sayabileceğimiz ara sahnelerde anlatıcı görevini yerine getiremiyor. Yani genel olarak ilk oyundaki akıcılığı ve kaliteyi yakalayamayan bir oyun var karşımızda.




Oyunumuz tıkla ve ilerle macera oyunu diye tabir edilen türün bir elçisi. Yani sadece fare kullanarak etrafta araştırma yapıp insanlar diyaloga girdiğimiz, çeşitli ipuçları / eşyalar topladığımız, bulmacalar çözdüğümüz bir oyun. Normalde oyun türünü anlatmak adetim değildir ancak "underground" olma yolunda hızla ilerleyen bu güzide türü hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Macera oyunları günümüzde, özellikle Avrupalı küçük oyun yapımcılarının yaşatmaya çalıştığı(özellikle Alman yapımcılar), büyük şirketlerin ise pek itibar göstermediği bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizden dünya piyasasına sunulan Culpa Innata ve Darkness Within gibi oyunları düşünürsek, bizim de ufakta olsa bu türü yaşatmak adına katkımız olduğunu söyleyebiliriz. Her iki oyunun da yeni bölümlerinin hazırlanmakta olduğunu hatırlatalım cümle arasında.

Jazz şehri New Orleans'dan, Puro cenneti Havana'ya

New Orleans'da yaşanan bir cinayeti gösteren bir giriş videosunun (giriş videosu diyebilirsek tabii) ardından, direkt Paris'teki bir cinayet mahallinde oyuna başlıyoruz. Yani ne olduğu hakkında hiçbir şey anlamadan, sanki filmin yarısında sinema salonuna girer gibi oyunun içine dalıyoruz. Duvara iplerle asılmış bir balerin ve cesedinin altına yerleştirilmiş, 18.yüzyıl kıyafetleri giydirilmiş el yapımı kukla bebek. Paris'te yaşanan bu cinayet, New Orleans'da vuku bulan bir başka cinayetin birebir aynısıdır, yani ortada şehir şehir dolaşan bir seri katil vardır ve FBI'dan Nicole Bonnet bu cinayeti çözmek, katili bulmak amacıyla davaya atanmıştır. Nicole Bonnet Fransa'dan Küba'ya birçok ülkede katilin peşine düşerek, kaynağı yüzyıllar öncesine dayanan bu seri cinayetler silsilesini çözmek için her şeyini feda etmeye hazırdır. Bu tür polisiye hikâyelerde de, bir kere isteksiz bir dedektife rastlamamışımdır, hepsi mi işine aşık kardeşim?

Alone in The Dark:inferno


eni nesil Alone in The Dark ilk olarak Xbox 360 ve PC oyuncuları ile buluşmasının ardından bıraktığı hayal kırıklıkları ile bir köşesine çekilmişti. PS3 sürümünü beklerken yapımcılar her zamanki klişe bahanelerinin arkasına saklanarak 'PS3 için oyun yapmak zor' çalışıyoruz diyerek PS3 sahiplerini geçiştirmişlerdi. Fakat oyunun içinde bulunduğu yapısal

 

Aslında oyunun çıkmasının ardından bildiğiniz üzere bir hayli zaman geçti ve güncelliğini yitirdi. Bu bakımdan bazı oyuncular için bu yazı pek bir anlam ifade etmeyebilir ama elime henüz geçmiş bu eski dostu da PS3 sahipleriyle paylaşmadan edemeyeceğim. Oyunun hikâye kısmını, karakterlerini atlayarak (Zaten diğer incelememizde oyunun ilerleyişi ve hikâye hakkında yeterince bilgi alabileceğinizi düşünüyorum) size daha önceki sürümlerden farkını ve PS3 sahiplerinin neden oynaması gerektiğini anlatacağım. Malum bu türde oyun artık neredeyse çıkmıyor. Eski efsane yapımlar, tarzları değiştirilerek türleri perişan ediyor. O yüzden kalan bir kaç sadık arkadaşa da sırtımızı çevirmenin bir anlamı yok.

Alone In The Dark: Inferno PS3 sürümü ile birlikte yenilenmiş kontrolleri ve daha iyi bir oynanabilirlik ve daha iyi bir yapay zeka vaat ediyor. En önemli problem olan PC ve Xbox 360'daki kontrol sorunu artık ortadan kalkmış durumda. 360 derece rahatlıkla kontrol edilebilen kamera ile karakterinizi daha iyi kontrol edebiliyorsunuz. Kontroldeki düzeltmeler kamera açısıyla da bitmiyor artık karakterinizi analog çubuklar ile daha iyi kontrol edebiliyor ve dövüşler esnasında havayı dövmek zorunda kalmıyorsunuz. Ayrıca envanter ekranında D-pad veya analog çubuk ile kombinasyonları daha rahat yapabiliyorsunuz. Araç kullandığınız bölümlerde ise araçların dinamizmi ve kontrolleri de elden geçirilmiş durumda. Central Park'daki giriş sahnesini artık 110 kez oynamak zorunda kalmayacaksınız! Kontroller ve bu yapısal düzeltmelere ek olarak bazı bölümlerde elden geçirilmiş ve hatalar da giderilmiş durumda. Mesela 59th caddedeki yarışa zorluk seviyesine ek olarak checkpoint de eklenmiş. 6. bölüm baştan sona daha heyecanlı bir hale getirilmiş. Yani sadece bu düzeltmeler ile bile Alone In The Dark: Inferno oynanabilir bir oyun olmuş. AitD: Inferno yine PS3'de bu düzeltmelere ek olarak grafik olarak da biraz canlanmış ve cilalanmış. Renk paleti daha güzel gözüküyor artık. Her ne kadar plastik karakter modellemesi tüm sürümlerde göze batsa da çevre ve atmosfer artık daha canlı gözüküyor. Oyunda yine Playstation 3 oyunlarında artık olmaz ise olmaz Trophy desteği de unutulmamış. Yaklaşık 50 adet Trophy açılmak için sizleri bekliyor. Oyunun yükleme süreleri de oldukça kısa tabi bunda oyunun zorunlu 4 GB�lık bir ön yüklüme yapmasının da etkisi yok değil. Tüm bu düzeltmeler ile oyunu artık boğuşmadan oyunun keyfine vararak oynayabilirsiniz.

AitD: Inferno vaat ettiği gerilim ve yeni oynanış tarzı ile oynanmayı hak eden bir yapım. Keşke Eden, oyunu bu haliyle ve üzerinde daha fazla çalışarak başta çıkarsaydı da bizlerde bu kadar bekletmeseydi. Yapımcıların hemen çıkarma ve çok satma kaygılarının yerini keşke sadece oyuncuları göz önüne alarak beklentilerine cevap verecek nitelikte oyunlara imza atmak alsa. Keşke eski oyunlar katledilmese en azından bir yeniden yapım ile özüne sadık kalarak tekrar çıkarılsalar da biz eski dinozorları sevindirseler. Çok bir şey de istemiyoruz hani.. Neyse sitemlerimi kendime saklayıp ,şin özüne gelecek olursam türü seven oyuncular için AitD: Inferno'daki bu düzeltme ve yeniliklerin oyunu almanız için yeterli olacağını düşünüyorum. Tabi bunu söylerken gerçekten bu türü seven oyuncuları göz önüne alarak konuşuyorum. Eski oyunlardaki atmosfer ve gerilim AitD: Inferno'da da mevcut. Bu yönden oyunun hakkını yememeyi düşünüyorum tabi bunda RE: 5 ilk izlenimlerim ile içine düştüğüm psikolojik bozukluğun da etkisi yok değil. Ayrıca 'PS3 için oyun yapmak zor' diye zırvalayan yapımcılara da 'hadi ordan, hadi ordan..' diyerek eski bir halk deyişiyle selamlıyorum. Oyunsuz kalmayın, iyi eğlenceler.



"Alone in The Dark, Postal, BloodRayne, House of the Dead gibi birbirinden ünlü korku oyunlarınının film çevrimlerinin içine eden Uwe Boll sen ne lanet bir adammışsın yahu bak yine aklıma geldin"

 

World of Warcraft: Wrath of the Lich King


ahramanların Azeroth topraklarına ilk adımlarını atmalarının ardından tam iki yıl geçti ve altı yıl öncesinde Arthas'ın Ner'zhul ile bir olup Lich King olmasının ardından girdiği derin uyku son buldu. Azeroth topraklarına ilk adımımızı attığımızda olacakları tahmin bile edemezdik. Elwynn Ormanlarında başlayan yolculuğumda ilk olarak halkın başına bela olan kurtların oluşturduğu tehlikeyi ortadan kaldırmak için gönüllü olmuştum, ardından haydutların yağmaladığı tarlaları onlardan temizlemek için maceranın ortasına atıldım. Haydut Kralıni yenmemin ve çevredeki insanları onun yarattığı tehlikeden kurtarmamın ardından bir üne sahip olmuştum. Kuzeydoğu'daki orc klanlarının yarattığı tehlikeyi durdurmak, güneydeki goblinlerin yardımına yetişmek derken kendimi Kuzey'de eski krallığın ölüm kokan topraklarında ölümsüzlere karşı savaşırken, hapsedilmiş element lordunun yarattığı tehdide bir son vermek için yeraltındaki cehennemimsi zindanlarda buldum. Bir gün, Dehşetli Kale Naxxramas'ın eski insan topraklarında bulunduğunu öğrendim. Gümüş Şövalyelerin yardımıyla oraya bir çıkarma yaptık. Orada bulunan korkunç ölüm şövalyelerinin arasında bir zamanlar efsanevi kılıç olan Ashbringer'ın taşıyıcısı olan Morgraine de vardı ama bunlar önemsiz detaylardı, önemli olan büyük Lich Kel'thuzad'ın sonunu getirmekti. Onu yendikten sonra phylactery adı verilen ve onu muhafaza eden küreyi Gümüş Şövalye rahiplerinden birine verdim, sonradan anladım ki aslında o rahip, Lich King'e hizmet eden bir casusmuş. Bütün emeklerimiz boşa gitmemişti yine de; Naxxramas tehlikesi 'şimdilik' ortadan kalkmıştı. Azeroth'u tehdit eden sayısız sorunla uğraşırken korkulan şey oldu; Dark Portal denen parçalanmış gezegen Draenor'un kalıntıları olan Outland�e açılan geçit aktif hale geçti. Orada öğrendiğimiz şuydu; Illıdan, Arhas'ın karşısındaki yenilgisinin sonunda aslında ölmemiş, yardımcıları tarafından Outland'e taşınmıştı. O başarısızlığının yanında Lich King'i durdurmak için antlaşma yaptığı şeytan lordu Kil'jaeden'in gazabından korunmak için bir ordu toplamaya başlamıştı. Illidan'ın delirmesi doğru kararlar vermesini engelliyordu, Sha'tar adı verilen Outland'in tehlike dolu topraklarında güvenliği sağlamaya çalışan birliğin şehri Shattrath'a saldırdı ve başarısız oldu. Oysa Kil'jaeden'in gazabından korunmak yerine Shattrath�a gereksiz bir savaş açmıştı. Kendisine gereken ordu için fel orc denilen kızıl tenli, gözlerini kan bürümüş bir orc türü yaratmıştı. İlk ölüm şövalyesi olan Teron Gorefiend'i yanına almıştı. Kael'thas ve Lady Vashj'in yakınlarında kaleler kurmasını sağlamıştı. Bunların yanında zamanın akışını değiştirmeye çalışan kötü niyetli bir ejder ırkına da karşı savaşıyorduk. Bütün Tehlikelerin icabına baktıktan sonra sıra Illidan�a gelmişti. Kara Tapınak adındaki yerden ordusunu yönetiyordu. Akama'nın Illidan'a ihanet ederek yanımıza geçmesi ve Maiev'in de bizle birlikte savaşması onu yenmemizi sağlamıştı. Tabi elimizden kaçan Kael'thas'ın, Kil'jaeden'ı Azeroth'a getirmeye çalıştığını öğrendik. Kael�thas�ı tekrar yendikten ve kafasını bedeninden ayırdıktan sonra Kil�jaeden�i durdurmak için haftalar boyu yaptığımız saldırılar sayesinde onu geri göndermeyi başardık. İki yıl içinde başarılanlar inanılmaz şeylerdi ama hala Lich King Arthas�ın Buztacı Kalesi�nde hazırladığı planlar gözümüzden kaçmıştı ve yakında kralın gazabı Azeroth�u tekrar tehdit edecekti.

Hikayeye göre oyun evreninin süresiyle iki yıl içerisinde yaşananlar bunlardı ama şimdiye kadar karşılaştığımız her şeyden çok daha büyük bir öfkeye ve güce sahip olan Lich King, en sonunda harekete geçmeyi karar verdi.


Böyle garip durumlarla da karşılaşabiliyoruz

Büyünün kontrol altında tutulmasını sağlamakla görevli olan ejder Malygos aklını tekrar kazanmasıyla birlikte Azeroth üzerinde büyü kullanan herkese savaş açıyor. Archimonde tarafından yıkılan büyücü şehri Dalaran uzun süre boyunca koruyucu bir kalkan içerisinde onarılıyordu. Bir gün, büyük bir gürültüyle oturduğu yerden ayrılan Dalaran, uçarak Northrend�da Malygos�a karşı saldırı için yerini aldı. Lich King�in yanında bulunan Vrykul ırkı ise fazlasıyla başa bela bir hale geliyor. Bir taurenın üç dört katı büyüklüğünde olan bu iri yarı, çirkin barbarımsı ırkın binaları, gemileri vs. Vikinglerle tamamen örtüşüyor. Sık sık karşımıza çıkacak olan Vrykul ırkı, titanlar tarafından yaratıldıktan sonra çirkin ve zayıf oldukları gerekçesiyle terk ediliyorlar ve kralları Ymiron, bütün çocuklarının öldürülmesini emrediyor. Çocuklarını saklayanların güneye kaçarak ve değişim geçirerek bir tür lanetin sonucunda insan ırkına dönüştüğü söylenir. Nerubianlardan bahsetmemek olmaz tabi� Eski tanrılar Silithidler sayesinde Azeroth�u kontrol altına almayı düşünüyorlardı. Bu böceğimsi ırk, durmadan gelişirken trollerle olan savaşları sonunda ikiye bölündü. Birisi Kalimdor�da bulunan Ahn�Qiraj�dan da tanıyacağımız Silithidler, diğerleri ise Kuzeydeki nerubianlar. Lich King Ner�zhul Azerotha ilk geldiğinde vebanın nerubianları etkilemediğini ve onun zihinsel gücünün de etkisiz olduğunu anladı. Dreadlordların da yardımıyla durdurulamaz bir undead ordusu sayesinde. Azjol�Nerub�u istila etti ve onların eski kralı Anub�Arak�ı da kendine bağladı. Bunun sonucunda da undead nerubianlar ortaya çıktı. Sağ kalanlar ise hala Lich King�den intikam almak için uğraşmaktalar. Titanların etkileri de Northrend�de iyice hissedilebilir durumda hatta dwarların Gezginler Loncası adlı araştırma örgütü de onlarını kokusunu hissetmiş olacaklar ki adım başı onlara rastlayabiliriz.

Dynasty Warriors 6

Yine, yeni, yeniden...

Her oyuncunun bilgisayarında bir adet "önüne geleni vur, kır, parçala" (hack and slash) tarzında oyun bulunması faydalıdır. Özellikle bol stresli, bol karbondioksitli bir hayatınız varsa, günün yorgunluğunu atmak ve kafa dağıtmak için bu tarz oyunlar biçilmiş kaftan gibidir. Bir sonraki hamlenizi çok fazla düşünmenize gerek yoktur. Zaten gün boyunca birçok şeyi birçok kez düşünmüşsünüzdür. Yüzlerce istatistiki bilgi arasında boğulmanıza, sanki yıl sonu tezi vericekmişcesine karmaşık stratejiler hazırlamanıza gerek yoktur. Bu oyunlar sizden her seans başına yüzlerce dolar talep etmeden sizi sakinleştirir. Çocukluğunuza inmenizi istemez, çünkü siz zaten çoktan inmişsinizdir. Hoşgeldiniz...

Omega Force tarafından hazırlanan Dynasty Warriors serisi (Japonya�da bilinen ismiyle Shin Sangokumusö) 6. oyunu ile yendiden karşımızda. PS3, PS2, Xbox ve PC platformlarına çıkan Dynasty Warriors 6'nın yayıncılığını her zaman olduğu gibi Koei firması yapmaya devam ediyor.

Serinin önceki oyunlarından birini oynayanlar için, oyun sisteminde fazla bir değişiklik olmadığını belirteyim. Lakin Omega Force, sadece yeni senaryo, yeni haritalar ve karakteler dışında da birkaç yenilik yapmış. Oyuna eklenen en önemli yenilik Renbu Sistemi.

Renbu Sistemi

Renbu Sistemi, karakterlerin atak kombolarını geliştirmeleri için yeni bir yol. Serinin önceki oyunlarında kombolar karakterlerin kullandıkları silahların kalitesiyle beraber değişiklik gösteriyordu. Daha güçlü silahlar, karakterlerin daha uzun, daha ayrıntılı ve daha güçlü vuruş serilerine imkan tanıyordu. Renbu sistemi ise, siz saldırılar yaptıkca sizin seviyenizi sınıf sınıf arttıran bir sistem. Sürekli ataklar geliştirip, düşmanlarınıza hasar verdikce renbu seviyeniz artıyor ve sonuç olarak sınıf atlıyorsunuz, diğer yandan yara alıp düşmanlarınıza vuruş yapmadıkca ya da uzun süre düşmanlarınıza zarar vermezseniz renbu seviyeniz düşebilir. Yanlız ilk başlarda ne kadar çok vuruş yaparsanız yapın renbu seviyesi 2 den yukarıya çıkamıyorsunuz. Renbu Seviyesi 3'e yükselebilmek için yetenek ağacından bu yeteneği öğrenmeniz gerekiyor.

Yetenek Ağacı

Bir diğer önemli yenilik ise yetenek ağacı (skill tree). Karakterleriniz seviye atladıkca kazandığınız yetenek puanlarınızla, yetenek ağacından özel yetenekler seçip, mevcut güçlerinizi geliştirebilir ya da yeni yetenekler öğrenebilirsiniz. Soldan sağa doğru uzanan ağaçta, soldaki yetenekleri kazanmak kolayken, sağa doğru gittikce daha güçlü olan özellikleri kazanmak birhayli zorlaşıyor.

Football Manager 2009

ocukken televizyonda bir maç izlediğimde her zaman teknik direktörün takıma ne kadar yararlı olduğunu görürdüm ve babama "Baba teknik direktör nasıl olurum?" diye sorardım. Aldığım

 

 

olurdu ama ben hayal kurmaya devam ederdim. Büyüdüm, geliştim. Olgunlaştım. TrGamer'da yazar oldum. Tam ümidi kesmişken birde ne göreyim, Football Manager! Gerçekte olamadım, bari sanal ortamda menajer olayım dedim içimden ve evet oldum. Artık ben Fenerbahçe'yi yöneten bir

Loading..

Football Manager serisini önceden oynadıysanız, oynanış olarak hiçbir zorluk çekmeyeceksiniz. Menüler Football Manager'in her oyununda olduğu gibi klasik tasarlanmış. Önceki serileri oynamayan arkadaşlar için açıklayayım. Solda menümüz, yukarda kısayollarımız var. Menü herzamanki gibi kolay erişilebilir ve pratik. Football Manager 2009 bize tamı tamına 51 tane seçilebilir lig sunuyor! Bu liglerde tabiiki Türkiye ligi de mevcut. SI Games her ligi lisanslı olarak almasa bile takım ve futbolcu isimleri tamamen gerçek.

Oyuna başlarken bizden bir menejer yaratmamızı istiyor. Bu menejerin yaşından uyruğuna kadar her şeyini biz seçiyoruz! İstersek menejerimize bir profil resmi seçiyoruz. Oyuna büyük bir takımda başlarsak, bizden beklentileride bir o kadar büyük oluyor. Örneğin Türkiye liginde Kocaelispor ile başlarsak, bizden sezonu ilk onun içinde tamamlamamızı istiyor. Fakat Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi takımları seçersek, bizden beklentileri ya şampiyonluk yada en az ilk üç oluyor... Oyuna büyük bir takımda başlarsak yönetim, medya ve taraftar bize güvenmiyor ve en ufak bir hatamızda kovulma noktasına kadar geliyoruz. İki, üç sezon oynadıktan sonra başarılı olursak medyanın, yönetimin ve taraftarın bize güveni artıyor, prestijimiz artıyor ve taraftarlar tarafından sevilen bir menAjer oluyoruz! Unutmadan ekleyeyim, dilersek oyuna işsiz bir menejer olarakta başlayabiliriz ve bize tekliflerin gelmesini bekleyebiliriz...



Her sezon takımımız bize bir transfer bütçesi sunuyor. Bu transfer bütçesi, başarılarımıza & başarısızlıklarımıza göre küçülüyor ve büyüyor. Transfer bütçemizi, isminden de anlaşıldığı gibi transfere kullanıyoruz. Oyunda bizden sürekli beklentiler oluyor bu beklentileri karşılayamazsak bırakın transfer bütçesinin genişlemesini, kovulmamız an meselesi oluyor. Oyundaki yönetimler farklılık gösterebiliyor. Örneğin bazı sabırlı yönetimler siz ültimatom verseniz bile sorunsuz isteğinizi gerçekleştiriyorlar, fakat bazıları, isterseniz takımı beş sene üst üste şampiyon yapmış olsanız bile ültimatomunuzu reddediyor ve sizi kovuyor...

 

Nintendo DS yenilendi: DSi

Nintendo'nun daha büyük ekran ve dahili kamera gibi yeniliklere sahip olan ve Lite'a gore biraz daha inceltilmiş yeni el konsolu Nintendo DSi adını alarak önce Japonya'daki raflarda yerini almış ve kısa sürede 1 milyonluk satışı geçmişti. DSi şimdi 3 Nisan'daki Avrupa çıkartmasına hazırlanıyor. Yazılımsal olarak da bazı eklentiler kazanan ürün aynı tarihte ülkemizde de satılıyor olacak.

 

Bilgisayar ve İnternet Programlama