Nazi Zombies’e Modern Silahlar
”Call of duty: world at war’un” beğeniyle oynayan nazi zombies modu için yeni bir yama hazırlandı. Bu yama sayesinde oyuna, Modern Warfare’de yer alan yeni model silahlar da dahil oluyor. 40 MB boyutundaki yamayı indirmek için tıklayınız.
Yamada yer alan silahların listesi:
-USP .45 (colt’un yerine) (95% tamamlandı)
-Desert Eagle ( sw 357′nin yerine ) (90% tamamlandı)
-M14 ( the kar 98k’nın yerine) (95% tamamlandı)
-G3 ( the springfield’in yerine) (95% tamamlandı)
-Mini Uzi ( M1 Carbine’in yerine) (90% tamamlandı)
-MP5 ( M1 Garand’ın yerine) (95% tamamlandı)
-M4 (Thompson’un yerine) (90% tamamlandı)
-AK47 (MP40′ın yerine) (95% tamamlandı)
-G36c (STG44′ün yerine) (95% tamamlandı)
-M249 saw (FG42′nin yerine) (95% tamamlandı)
-M82A1 Barrett (PTRS41′in yerine) (80% tamamlandı)
-Dragunov (Scoped Kar98′in yerine) (95% tamamlandı)
-M67 grenade (sticknades’in) (100% tamamlandı)
-M4M203 rifle ile nadelauncher ( riflenade’in yerine) (90% tamamlandı)
-RPD lightmachinegun ( MG42′nin yerine) (90% tamamlandı)
-Winchester 1200 (double barrel shotgun’ın yerine) (80% tamamlandı)
F.E.A.R.2:Project Origin İncelemesi
F.E.A.R adına rağmen çok da korku öğesi bulunduran bir yapım değildi bana göre. Arada bir ufak kız dolanıyordu sağda solda, birkaç şey daha vardı şuan hatırlayamadığım. Oyuncuyu terleten başka bir durum yoktu. F.E.A.R 2 ise bu durumun tersine, size korku dolu dakikalar yaşatmaya geliyor, şiddet seviyesi artmış bir şekilde.
İlk oyun dediğim gibi istediğimiz düzeyde korku vermiyordu, yine de çok başarılı bir yapım olduğunu kimse inkar edemezdi. FPS türünde kendine önemli bir yer bulmuştu F.E.A.R, birçok severi de olmuştu. Daha sonra yapımcılar isimden biraz daha fazla para kazanmak istediler. Çıkan iki ek paket oyunun adına leke sürdü. Başarısız bir çizgiye geçiş yapmıştı F.E.A.R., ilk oyunun üzerinden çok geçtiği için akılda kötü ek paketler daha çok yer edinmişti. Ancak Monolith Studio, yanına Warner Bros’u da alarak kötü gidişata dur demeye karar verdi. İşleri yoluna sokacak oyun; F.E.A.R 2: Project Origin.
Dakika 1
Oyunun menüsü gayet güzel hazırlanmış, arka fondaki müzik ise biraz sonra karşılaşacağımız korku dolu anlar için ön hazırlık yaptırıyor bize. Müziği duyduktan sonra oturduğunuz yerde kilitlenebilir, sadece oyuna konsantre olabilirsiniz. Bu gayet normal, kontrol dışı yaşanan bir olay ama endişelenecek bir durum yok. F.E.A.R 2, ilk oyunun devamı niteliğinde ve oyuna başladığımız yer ilk oyundan bildiğimiz kısımlar.
Serinin başkahramanı küçük kızın adı bildiğiniz gibi Alma. Bu şeytani varlık, küçük cüssesiyle herkesin başına iş açmaya devam ediyor. Karakterimiz ‘Replika’ askerleri ve Alma ile mücadele eden takımın bir elemanı olan Becket. Oyuna başladığımız ilk andan itibaren Alma bizi rahatsız etmeye başlıyor, halüsinasyonlar görmemize neden oluyor bu küçük cadı. Zaten oyun boyunca karşılaşacağınız bir durum bu.
F.E.A.R 2 önceki oyunlara göre daha çok korkutucu sahneler içeren bir yapım. Alma adlı mahlukat sürekli olarak karşınıza çıkıyor, ancak beklemediğiniz anlarda. Durum böyle olunca siz de hazırlıksız oluyorsunuz ve bir anda yerinizden fırlayabiliyorsunuz. Oyunun başlarında, bir binada ilerken arkama şöyle bir döndüm, Alma bana bakıyordu karşımda, sonra bir anda yok oldu. Tabi o anda benim kalbimin atış hızı bayağı artmıştı. Oyunda ilerledikçe bu küçük kızın bir de büyümüş versiyonuyla karşılaşıyoruz. Yetişkin Alma küçüğüne göre daha tehlikeli, yakamıza yapıştığı bile oluyor.
Bol Düşman
Oyunda mücadele etmemiz gereken varlık sadece Alma değil. ‘Replika’ askerleri de başımıza bela olacak. Bu askerlerin sayısı oldukça fazla. Genelde kalabalık dolaşıyorlar zaten, her yerde çatışma ortamı oluşturabiliyorlar. F.E.A.R. 2’nin aksiyon dozu tavan yapmış durumda.
Çatışmalar bittiği zaman ise yalnız kalıyorsunuz ve arka fondaki, korku figürünü çok iyi yansıtan bir müzikle, başınıza ne geleceğini merak ediyorsunuz. Yine halüsinasyon görüyorsunuz, Alma çevrenizde dolanıyor, tuhaf sesler duyuyorsunuz. Bu nedenle sürekli olarak bir çatışma içinde bulunmak isteyebilirsiniz, ‘Replika’ askerlerinin gürültüsünü özleyebilirsiniz, çünkü yalnız kalmak daha zor. Hatta bazen karanlık bir yerde ilerlerken el fenerinize tuhaf şeyler oluyor ve verdiği ışığın parlaklığı azalıyor. Sonra tuhaf sesler duymaya başlıyorsunuz, Alma varlığını size hissettiriyor. Dead Space’in verdiği korkuyu bu oyundan beklemeyin, ancak yine de korktuğunuz anların olacağını söylemeliyim.
‘Replika’ askerlerinin yanında zombiler ve şuan tarif edemeyeceğim tuhaf yaratıklarla mücadele ediyoruz. Odette Yustman ‘ın başrolde oynadığı ‘Unborn’, Türkiye’deki gösterim adı ‘Doğmamış’ ı izleyeniniz vardır. O filmde de bir yaratık vardı, insan köpeğin şeklini alıyor ancak kafası ters duruyor. F.E.A.R 2’de de buna benzer yaratıklar var. Çok hızlılar ve duvara tırmanabiliyorlar. Onlardan kurtulmak çok zor. İşin güzel yanı sadece sizle uğraşmıyorlar, ‘Replika’ askerlerine de zarar veriyorlar. Doğa üstü varlıkların oyunda sadece bizle değil düşman askerlerle de uğraşması, oyuna zenginlik katmış.
18+
F.E.A.R 2’nin serinin diğer oyunlarında olmayan bir özelliği de, şiddetin oyunda önemli bir yer edinmesi. Paramparça olan vücutlar, meydana çıkan kaburgalar, etrafa sıçrayan kanlar, oyunun paketinde bulunan ‘18’ in hakkını veriyor. Düşman askerini bir anda 1000 parçaya ayırabiliyorsunuz. Kanların ekrana sıçraması ise zaten şiddeti gözünüzün içine sokuyor.
Düşmana fırlattığınız bir bomba, çevrenizde büyük bir katliama yol açabiliyor. Başlar vücutlardan ayrılıyor, kollar başka yerlere uçuyor, kopmuş bacaklar ayağınızın altında kalıyor. Bazen sizin kontrolünüz dışında, doğa üstü güçler ‘Replika’ askerlerini perişan edebiliyor. Çatıştığınız bir asker bir anda cin çapmışa dönüyor, size tuzak kurmuş bir düşmanınızı ise tanımlanamaz bir varlık parçalara ayırıyor. Bazen havalandırma borularından et parçaları fırlıyor. Bu sahneyi Half Life oynayanlar hatırlar.
Oynanabilirlik
Bu aralar FPS türünde pek bir oyun çıkmadı. Mirror’s Egde klasik bir FPS olmadığı için bu türün hayranları F.E.A.R. 2’yi epey beklediler. Oyun oynanış bakımından klasik FPS’ye çok yakın. Aksiyonun yüksek seviyede olması da bu niteliği daha da kesinleştiriyor. FPS yokluğunda çok iyi gelecektir F.E.A.R. biz oyun severlere.
Karakterimizin hareketleri, çevre ile etkileşimi başarılı olmuş. Çevreye verilen hasar modellemesinin aynı başarıyı yakaladığını söyleyemem, saksılara ve bazı monitörlere ateş ettiğiniz zaman hiçbir zarar görmüyor bu araçlar. Zarar veremesek de çoğu nesneyi oynatabilmemiz iyi olmuş. Saksılar, sandalyeler, hareketlerimizden etkileniyor. Masa, yatak, dolap gibi daha büyük nesneleri ise ‘E’ tuşu ile önümüze devirebiliyor ve kendimize siper edebiliyoruz. Oyunun verdiği keyif bu şekilde katlanıyor. Çatışmalar esnasında oldukça işinize yarıyor aynı zamanda.
Yapay zekanın da belli bir seviyede olması, oyunu bir adım öne çıkarıyor. Düşman askerleriniz de masa ve dolapları devirip kendilerine siper edebiliyorlar. Toplu hareket ediyorlar, iyi saklanıyorlar. Sizin çevrenizi kuşatıp, arkanızdan bile saldırabiliyorlar. ‘Replika’ askerleri saklanmanıza da pek müsaade etmiyor. Saklandığınız yere hemen bombayı gönderiyorlar. Bazı ufak hatalar dışında yapay zekanın iyi olduğunu söyleyebiliriz. Zamanı yavaşlatma gibi bir şansımız da var. Kalabalık düşman guruplarıyla karşılaştığınızda size kolaylık sağlıyor olsa da, ben korku öğelerini barındıran bir oyunda zamanı yavaşlatma özelliğinin bulunmasını, anlamlı bulmuyorum.
Sağlık ve oyun kayıt sisteminden bahsedelim biraz. Karakterimizin mermilere çok dayanıklı olduğunu söylemek yalan olur. Eğer zırhınız varsa, önce zırhınız sizi koruyor. Zırhınızın ömrü, kurşunlardan dolayı bitince, karakterimizin vücuduna kalıyor iş. Çevrede sağlık kutuları oluyor, bunları alıp stok yapmanızda fayda var. Çünkü bu oyunda ‘dinlen ve iyileş’ sistemi yok.
F.E.A.R 2’de istediğiniz zaman, istediğiniz yerde oyunu kaydedemiyorsunuz. Bu sistemi sevmediğimi diğer incelemelerimi okuyanlar bilir. Tekrar tekrar aynı şeyleri yapmak zorunda kaldığımız oluyor çünkü. Ancak bu oyundaki otomatik kayıt sistemi farklı. Oldukça sık bir şekilde kaydediyor oyunu. Kritik bir çatışmadan çıktınız diyelim, sistem hemen kayıt yapıyor. Kendimiz kaydedebilseydik, en fazla bu sistem kadar kayıt yapardık zaten.
Grafikler
F.E.A.R zamanına göre iyi grafiklere sahip bir oyundu. Ancak 2006 ve 2007 yılında çıkan ek paketler için aynı şeyi söyleyemezdik, onlar zamana ayak uyduramamışlardı. F.E.A.R 2: Project Origin’in grafikleri tatmin edici düzeyde. Çok şaşalı bir görsellik sunmuyor, ancak standart üstü grafiklere sahip oyun. Çevre kaplamaları ve detayları, ışıklandırmalar, yansımalar etkileyici. Patlamalardan sonra tozun kalkması, yangınların çıkması gerçekçiliği arttırmış. Gerçi yangın efektleri çok iyi değil, özellikle Far Cry 2’dekine göre çok basit kalabilir.
Optimizasyon konusunda da oyun başarılı. ‘Fps’ oranında bazen gereksiz düşüşler oldu ama genelde 45’in üstünde bir oranla oyunu oynadım, 1280×1024 çözünürlükte ve en yüksek ayarlarda. Ara yüklemelerin hızlı olması diğer bir artı. Böylece oyundan fazla soğumuyor, aksiyona kaldığınız yerden hemen devam edebiliyorsunuz, sıkılmadan.
Gölge efektleri ve ışıklar bir korku oyunu için oldukça iyi hazırlanmış. Bazen Alma’nın gölgesi hızla geçiyor gözünüzün önünden, bir ürperti kaplıyor daha sonra vücudunuzu. Müziklerin başarılı olduğunu zaten söylemiştim. Silah çeşitliliği ve silah seslerinin başarılı olması da F.E.A.R 2’nin artılar hanesine yazılabilir. Yakınımızda olan bir patlamadan sonra, yaşadığımız sarsıntılar ve karakterimizin bir süre işitme sorunuyla karşılaşması, oyundaki ufak ama önemli detaylardan.
Oyunun en önemli eksiği ise; her şeyin belli bir program şeklinde yaşanması. Her bir patlama, siz belli bir yere gelince oluyor. Hiçbir oyunda senaryoya tam anlamıyla müdahale edemiyoruz, böyle bir şey beklemiyoruz zaten. Fakat F.E.A.R. 2 oyuncuya hiç özgürlük sunmamış. Her zaman gidebileceğimiz tek yol var, başka seçenek yok. Size oyunda özgür olmadığımızı en basitinden bir örnekle kanıtlayayım. Oyunun ilerlerken bir yerde, ‘Replika’ askerlerinden birinin, bir doktorun kafasına silah dayadığını görüyoruz. Normal şartlarda onu kurtarabilmemiz gerekir, ancak F.E.A.R. 2’nin yapımcıları böyle ufak bir kurgu koymamışlar oyuna. O doktor illaki ölecek. Kafasına nişan alıp vuruyorum, kendiyle beraber doktoru da götürüyor. Yanına kadar gidiyorum, önce doktoru öldürüyor sonra bana ateş açıyor. Adama bomba atıyorum, yine de önce doktoru öldürüyor, bombadan kaçıp kurtulmak yerine.
Alma için Al
F.E.A.R 2: Project Origin başarılı bir yapım olmuş. F.E.A.R serisini yeniden diriltmiş açıkçası. Çoklu oyuncu moduyla da eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz. Oyun, aksiyonuyla, verdiği korkuyla sizi ekran karşısına kilitleyebilir. Alma adlı küçük kız, yaşıtlarıyla evcilik oynamak yerine bir ton bela açıyor başınıza, bu macerayı kaçırmayın derim. Şimdi okuma faslını bitirin, gidin bir F.E.A.R. 2 edinin. Oyunu bilgisayarınıza kurun, gece olmasını bekleyin. Sonra ışıkları ve odanızın kapısını kapatın. Hoparlörünüzün sesini yükseltin ve oyuna başlayın. Ben böyle oynadım oyunu. Korkacaksınız biraz, ancak unutmayın; oyunun tadı böyle çıkıyor…
Cryostasis: Bir başka hayaletli köşk hikayesi
Görkemli oyun tarihinde boş bir shooter olarak kaybolup gitmemeye çalışan FPS türünde bir oyunun bize anlatacağı hikayeler ve sorduğu sorular vardır. Oyun boyunca bilgi edinme imkanı sunup zihinleri sürekli meşgul tutarak ve tüm bunlarla beraber atmosferi de işin içine katarak yapmaya çalışır bunu.
Cryostasis: Sleep of Reason'da ise hikaye, Kuzey Kutbu'nda görev yapan nükleer bir buz kırıcı olan North Wind isimli gemide geçiyor… Yıl 1981. North Wind bir kaza geçirip buzullar arasında mahsur kalınca atmosfere bağlı olarak gemide bazı hastalıklar başgösterir ve mürettebat garip değişimler geçirerek ya da donarak ölür. Rus bir meteorolog olan Alexander Nesterov'u yönettiğimiz oyunda gemiyi dolaşarak bu esrarengiz olayın ardında yatan gizemi araştırmaya başlarız.
Cryostatis işte böyle klasik yaklaşımları olan bir hayaletli köşk hikayesi. Kontrolü ele aldığımız ilk andan itibaren küçük bir gösterge dışında hiçbir fazlalığı olmayan kenarları buğulu bir ekrana bakarak ortamın havasına kapılıyorsunuz.
Dondurucu ve kasvetli ortam oyuncuyu havaya sokmakta başarılı...
Oynanışı farklılaştıran en önemli unsur ise, yapımcıların Mental Echo adını verdiği özellik. Bu özellik sayesinde kahramanımız sağda solda donmuş olarak bulduğu cesetlerin zihninde kalan anılardan geçmişte yaptıkları eylemleri değiştirebiliyor. Böylelikle oyundaki gidişat da etkileniyor. Aslında buna pek etkileniyor dememek lazım çünkü Cryostasis'te ilerleyiş tamamen lineer yapıda, yani keyfinize göre takılmanız mümkün değil. Örneğin merdivenle inilen bir ambarı oyunda buzlarla kaplı halde bulduğumuzda, geçmişteki kaza nedeniyle o kısım henüz suyla dolarken suyu tahliye etme görevini başaramamış ve orada mahsur kalıp donarak ölmüş kişinin cesedinden son anlarını yaşayıp hatasını telafi ediyor ve geri döndüğümüzde ise buzların ortadan kaybolduğunu, yolumuzun açıldığını görüyoruz. İlerleme mantığı tamamen bu şekilde. Kısacası, Mental Echo ile ölülerin son anlarını flashback şeklinde anımsayıp yarım bıraktıkları işi tamamlamadan bölümlerde ilerleyemiyorsunuz. Tabii bu flashback'ler sadece cesetlere rastlamakla olmuyor, bazı mekanlardaki kritik anların tekrarı şeklinde de gerçekleşebiliyor.
"Belleğimde kalan son anları görebilmek için daha da yaklaş yabancı!"
Buz kesmiş dar koridorlarla dolu karanlık gemide ilerlerken mutasyon geçirip garip yaratıklara dönüşmüş mürettebat da sık sık karşımıza çıkıyor. Oyuna ilk başladığımız sırada kendimizi bu yaratıklara karşı savunmak adına sadece yumruklarımızı konuştururken, bölüm geçtikçe çeşitli silahlara rastlıyoruz. Mesela elimize aldığımız ilk silahlardan biri bir vana. Tüfek gibi ateşli silahlar da oyunda mevcut ancak mermi sayısının çok kısıtlı, cephaneye rastlamanın ise biraz zor olduğunu belirtmek gerek.
Dövüşlerde WASD tuşları ile beraber mouse'un sol tuşuna basıldığında adamımız o yönden hamle yapıyor. Her ne kadar bu hareketler kombo diye tarif edilse de 2 tuş kombinasyonu sayesinde biraz daha seri vurmak dışında çok efektif bir yanı yok açıkçası. Hangi silahı kullanırsanız kullanın tüm düşmanlar neredeyse üç vuruşta ölüyor. Saçma ancak aksiyon durumu böyle. Dolayısıyla tüfekle düşmanların kafasına nişanlamanın bir anlamı kalmıyor. Ayrıca ilerledikçe balta gibi aletleri elinize aldığınızda farklı bir vuruş şekli olmadığını da göreceksiniz. Zaten oyunun esas derdi vurdu-kırdı değil; sadece oyunda ilerlemek için bir araç.
"Yahu bela mısın sen?!... Silme.. arabamın camını silme, istemiyorum!"
Çevrede gördüğümüz çeşitli ısı kaynakları, özellikle yaktığımız ampuller ve yol üzerinde bulduğumuz sönmemiş közler ısınmamızı sağlıyor. Bu ısı kaynaklarından birine yaklaşıp mouse'un sağ tuşuyla ellerimizi uzattığımızda sol alt köşede görülen enerjimizi artırabiliyoruz. Yani ısınma ve enerji kazanma durumu birbiriyle bağlantılı yapılmış. Soğuk varsa yaşam da yok.
Bahsi geçmişken bu göstergeyle ilgili biraz bilgi vermek gerek: En dıştaki kırmızı halka o an durduğumuz yerin sıcaklığı hakkında bize fikir veriyor. Dolayısıyla bir ısı kaynağına ne kadar çok sokulursanız kendi ısınızı da yukarıda anlattığım gibi o kadar fazla yükseltebilirsiniz. Bu açıdan mantıklı bir yaklaşım olmuş diyebilirim. Geminin derinliklerinde kalan çok soğuk kısımlar haricinde enerjimiz en dipteyken hareket ettiğimizde ölmüyoruz, ancak karşımıza paldır küldür düşman çıkarsa bu durum tehlike arzediyor. Göstergenin orta kısmında gözüken sarı çizgi ise karakterimizin kuvvetini gösteriyor. Shift tuşuyla biraz daha hızlı yürüme imkanı olmasına karşın gücümüzün hemen tükenmesi sebebiyle oyun da genel olarak ağır ilerliyor.
Cryostasis'in Nvidia ve Nvidia kart sahipleri açısından da ayrı bir yeri var. PhysX API’lerinden mümkün olduğunca yararlanan oyunda özellikle suyun akma, çarpma ve dağılma etkilerini gerçeğe çok yakın olarak görmek mümkün (Not olarak belirteyim; bazı sahnelerde ciddi performans kaybı yaşansa bile ATI'lerde de bu detaylar mevcut). Yukarıdaki videoda suyun eriyip akma anlarından birini bulabilirsiniz. Özellikle kumaş kıvrımlarında ve düz yüzeylerde bu akışkanlık daha çok belli oluyor. Ancak son derece güzel hazırlanmış bu detayın hemen yanıbaşında duran diğer görsel kısımlar yeni nesil oyunlarla kıyaslandığında malesef biraz zayıf kalıyor. Tüm grafiksel özellikler en son detaylara alındığında bile oyun bazı optimizasyon sorunlarını ve grafik motorunun ağırlığını hafiften hissettirmek dışında genel olarak akıcı oynanabiliyor.
Lüzumsuz bile olsa söndürmeyin, ısınmak için kullanın.
Cryostasis, tüm bu olumsuz durumlar gözardı edildiğinde tıpkı Penumbra gibi korku temalı FPS türünü sevenlerin hoşuna gidebilecek türde bir yapım. Donmuş bir gemide kaybolmuşluk duygusu yaşıyormuş gibi hissettirme görevini fazlasıyla yerini getirdiğini altını çizerek belirtmek gerek. Kolların bacakların havada uçuştuğu F.E.A.R benzeri sıkı bir FPS beklentisinde olan oyuncular ise uzak durmalı. Ölüme yakın derin uykuya dalmış kayıp bir gemide hayaletlerin arasında gezerken hala nefes alıp verebilenler için daha fazlası yok…
Yapımcı: Action Forms
Dağıtımcı: 1C Company, 505 Games
Oyun motoru: AtmosFear 2.0
Platform: PC
Minimum sistem ihtiyacı: Intel 2.4Ghz Pentium 4 /AMD Athlon XP, 1GB RAM, nVidia GeForce 7800 /ATI Radeon X1800, Windows XP/Vista
İnternet sitesi: www.cryostasis-game.com
EKRAN GÖRÜNTÜLERİ
Empire: Total War ön siparişleri başladı
Empire: Total War ön siparişi için ; Aral Mavishop D&R
Empire: Total War Special Force Edition ön siparişi için; Aral Mavishop (D&R özel sürüm için ön siparişi sonlandırdı)
- Mavishop'un hediyesi-Hussar
- D&R'ın hediyesi USS Constitution
- Aral'ın hediyesi Amazonlar
- İlk Total War
Special forces yani Özel kuvvetler sürümünde verilen özel haritaya
ek olarak oyuna 6 birim ekleniyor ve bunların arasında Osmanlı
mitralyöz birimi de dahil. Eğer Special force Edition'a ön sipariş
verdiğiniz takdirde 6 birime ek olarak 1 birim daha oluyor ve toplamda
7 güzel birime kavuşuyoruz
Son anda herhangi bir erteleme olmazsa Empire Total War, Kişisel Bilgisayarlar (PC) için 4 Mart 2009'da piyasada olacak. O zamana dek bize de sabredip dervişliğe erişme fırsatı tanınacak…
* Size verilecek bir şifreyle bu birimleri oyunda etkin hale getirebileceksiniz.
Riddick’in PC Demosu, Yapım Aşamasında
Bioshock 2, Ekim Ayında mı Geliyor?
Bir videodan başka resmi bir açıklama olmamasına karşın, yeni bir “Bioshock’un” geleceği sır değil. Şu anda “Bioshock 2″ ile ilgili tahminlerden başka pek fazla bilgi de yok elimizde. Fakat Gamestop ve EBGames‘e göre “Bioshock 2: Sea of Dreams”, 5 Ekim 2009′da piyasaya sürülecek. Take Two’nun aksiyon/korku oyununun daha önce de 2009′un 4. çeyreğinde çıkacağı belirtilmişti ki açıklanan tarihte bu söyleme uyuyor zaten. Bu da “5 Ekim” tarihinin doğruluk payını az da olsa arttırıyor. Bioshock 2; PC, PS3 ve Xbox 360 için hazırlanıyor. Ne zaman çıkacağından emin olmak içinse hâlâ resmi açıklamayı beklemekteyiz.
The Last Remnant’ın Demosu İndirime Sunuldu
Square Enix’in hazırladığı en son RPG olan “The Last Remnant” Xbox 360 için piyasaya sürüldüğünde hayal kırıklığı yaratmıştı. Önümüzdeki ay ise ekstra içeriklerle PC’ye gelmeye hazırlanıyor. Oyun piyasaya sürüldüğünde ise PC için neler sunduğunu hep beraber göreceğiz; fakat Xbox 360 sürümündeki başarısızlık sizi şüphelendiriyor ve oyunu PC için alıp almamaya karar veremiyorsanız, 1.01 GBytes boyutundaki demosunu denemenizde yarar var. Unreal Engine 3 grafik motoru ile hazırlanan oyun, 20 Mart 2009′da piyasalarda olacak. Oyunun sistem gereksinmeleri ise şöyle sıralanmış:
Minimum Sistem Gereksinimleri
*Windows XP SP 2 / Windows Vista SP 1
*İşlemci: Intel Core 2 Duo (2GHz) / AMD Athlon X2 (2GHz)
*Bellek: 1.5 GB Ram
*Grafik Kartı: NVIDIA GeForce 8600 VRAM 256 Mb
*Ses Kartı: Direct X 9.0c uyumlu
*15 GB Hard Disk gereksinimi
Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri
*Windows Vista SP 1
*İşlemci: Intel Core 2 Duo (2.4GHz) / AMD Athlon X2 (2.4GHz)
*Bellek: 2 GB Ram
*Grafik Kartı: NVIDIA GeForce 8800 VRAM 512 Mb
*Ses Kartı: Direct X 9.0c uyumlu
*15 GB Hard Disk gereksinimi
Dragon Age
WoW’da Guild Lideri, Oscar’ı Kaptı
WoW sitelerinden WoW Insider‘ın haberine göre, geçtiğimiz pazar günü sahiplerini bulan Oscar Ödülleri’nde, “En İyi Görsel Efekt” dalında Oscar’ı “Curious Case of Benjamin Button” ile kucaklayan isim Steve Preeg oldu. Steve Preeg, daha önce “Yüzüklerin Efendisi” serisi ve “I Robot” gibi filmlerin görsel efektleri üzerinde de çalışmıştı.
Steve Preeg, dünyaca ünlü bir MMORPG olan “World of Warcraft’ta” bir guild (klan) lideri. Oyunda bir “Combat Rogue” karakterini yöneten Preeg, klanının başarısı için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Bu ilginç haberi sizlerle paylaşalım istedik.
